http://topukluigne.blogspot.com/
dikiş makinesi aldım. dikiş dikmeyi bilmeyen bir tasarımcının maceralarını yakından takip etmek isteyenlere...
ahahah.
20101208
20101001
yazamıyorum!
kafam nerde gözüm nerde bilmiyorum ki...
korkunç bir üşengeçlik var üzerimde. su içmeye gidip geldikten sonra 1 buçuk saat oturup dinleniyorum.
sims 3 oynuyorum. sürekli sürekli sürekli...
antidepresanlar bir ara etki eder gibiydi. sanırım ilişkinin cicim ayları olmasına da bağlıydı. ağzım kulaklarımda geziyor pozitif enerji kusuyordum.
moron gibiyim şimdi. oturuyorum sadece. konuşmak bile gelmiyor içimden.
düşünüyorum ama. çok, yeterinden çok düşünüyorum.
düşünüp yazamıyorum.
kendimi ifade etme sıkıntısı yaşıyorum yine.
kendine gel hatun!
kafam nerde gözüm nerde bilmiyorum ki...
korkunç bir üşengeçlik var üzerimde. su içmeye gidip geldikten sonra 1 buçuk saat oturup dinleniyorum.
sims 3 oynuyorum. sürekli sürekli sürekli...
antidepresanlar bir ara etki eder gibiydi. sanırım ilişkinin cicim ayları olmasına da bağlıydı. ağzım kulaklarımda geziyor pozitif enerji kusuyordum.
moron gibiyim şimdi. oturuyorum sadece. konuşmak bile gelmiyor içimden.
düşünüyorum ama. çok, yeterinden çok düşünüyorum.
düşünüp yazamıyorum.
kendimi ifade etme sıkıntısı yaşıyorum yine.
kendine gel hatun!
Etiketler:
ben
20100927
20100811
yazamıyorum. hayatımda sürekli bir atraksiyon bir karmaşa hali var. aşk var çünkü 7-24 sevgili var.
yazarım.
en kısa zamanda yazacağım.
yazarım.
en kısa zamanda yazacağım.
20100723
aşk diye bir şey varmış benim lugatımda da.
hayal gücümün ürünü olmayan etiyle, kemiğiyle, kasıyla var olan bir adama aşık olabilirmişim meğersem.
bu güne kadar o olmadığından sevemememişim. o olsaymış her şey olurmuş.
ben bile inanamıyorum hala onun gerçek olup olmadığına. antidepresanların etkisi mi acaba diyorum. telefon çalmıyor da o karizmatik sesli adamla kendi hayal dünyamda mı konuşuyorum tereddütleri yaşıyorum.
ona sarıldığımda hepsi geçecek biliyorum. 'benim sevgilim' diyeceğim ruhumla, bedenimle.
ama zaman geçmiyor işte. gözlerine bakmayalı aylar olmuşcasına sızlıyor içim. nefes alamayacak gibi oluyorum ama nasıl oluyorsa alıyorum. onsuz nefes alabilmemi bile yadırgıyorum.
aşk işte...
neler oluyor bana hiç anlamıyorum ama içinde o olduğu için canımın acımasını bile seviyorum.
hayal gücümün ürünü olmayan etiyle, kemiğiyle, kasıyla var olan bir adama aşık olabilirmişim meğersem.
bu güne kadar o olmadığından sevemememişim. o olsaymış her şey olurmuş.
ben bile inanamıyorum hala onun gerçek olup olmadığına. antidepresanların etkisi mi acaba diyorum. telefon çalmıyor da o karizmatik sesli adamla kendi hayal dünyamda mı konuşuyorum tereddütleri yaşıyorum.
ona sarıldığımda hepsi geçecek biliyorum. 'benim sevgilim' diyeceğim ruhumla, bedenimle.
ama zaman geçmiyor işte. gözlerine bakmayalı aylar olmuşcasına sızlıyor içim. nefes alamayacak gibi oluyorum ama nasıl oluyorsa alıyorum. onsuz nefes alabilmemi bile yadırgıyorum.
aşk işte...
neler oluyor bana hiç anlamıyorum ama içinde o olduğu için canımın acımasını bile seviyorum.
20100715
seviyorum.
o da seviyor.
başını omzuma yaslayıp elimi avuçlarının arasına akıyor. öyle sıkı tutuyor ki dile getiremese de gitme diyor. biliyorum.
tanıştığımızdan beri onu görmediğim ilk gün. zor geçti.
sesini duydum. yetmedi.
ben onu tanıyorum. sanki tanıyormuşum. sanki yıllardır onunlayım. o da aynı şeyi söylüyor. yıllanmışcasına bağlıyız. yıllanmış kadar tanıyoruz birbirimizi.
bu kadar şimdilik. daha sonra detaylıca anlatacağım.
ben de severmişim be blog! gerçek gerçek hem de!
o da seviyor.
başını omzuma yaslayıp elimi avuçlarının arasına akıyor. öyle sıkı tutuyor ki dile getiremese de gitme diyor. biliyorum.
tanıştığımızdan beri onu görmediğim ilk gün. zor geçti.
sesini duydum. yetmedi.
ben onu tanıyorum. sanki tanıyormuşum. sanki yıllardır onunlayım. o da aynı şeyi söylüyor. yıllanmışcasına bağlıyız. yıllanmış kadar tanıyoruz birbirimizi.
bu kadar şimdilik. daha sonra detaylıca anlatacağım.
ben de severmişim be blog! gerçek gerçek hem de!
20100620
20100612
bir yorgunluk çöktü üzerime kadehler boşaldıkça
her yudum ruhuma doldu bu gece yine sensizliğimde
düşündüm canımı yakan her bir anımı
yine yoktun ne iyilerimde ne kötülerimde
tenin ne kadar uzak ellerime
bir solukta çekebilmeyi isterdim ciğerlerime seni bu gece
acımadım yalnızlığıma kimsesizliğime
acıtmadı kadehimdeki ıssızlık beni bu gece
parmak uçlarımdaki hissizliğe saplanan her bir iğne
sanki ruhumu deşiyor uzaklardaki o nefes,
o ten, o koku saplanıyor ruhuma en derinlerimde
cümlelerim yarım kalıyor yine sen olmadığın için yanımda bu gece
bak yine daraldı şuurum kapanıyor gözlerim geceye
bir rüya olsam hapsolsam ellerinde, bedeninde
yorulsam yine kadehler gidip geldikçe
yenilmeyecek, yine isteyecek, arayacak ellerini geçici heveslerimde
sen ki en güzel tebessümüm, nefes alırkenki cennetim
sıcak kumlara gömülü ayaklarımla içime dolan deniz kokulu adam
bir masal ol fısıltılardaki ritimde kaybolan
dolarken kulağıma, her bir hece
bir gece olsun huzurla kapatayım gözlerimi varmışcasına seninle bu gece...
böyle özledikçe yazıyorum ya sana. acaba okur mu diyorum bir gün. gün gelir de bunları okuyacak o adam yanımda olur mu.
yanımdaysan sarıl bana. sana yazdığım her bir hece için bir kez öp beni.
bil ki önemi yok hiç bir şeyin sen yanımda olduğun sürece. en alengirli sorular, hayatın attığı en büyük kazıklar çimdikler gider ruhumu.
hadi bira içelim o zaman bu gece yanımda olmanın şerefine.
NOT: biliyorum seversin birayı.
o zaman ödül olarak aldığın o bir bir yudumdan sonra soğuk dudaklarınla öp beni bu gece.
her yudum ruhuma doldu bu gece yine sensizliğimde
düşündüm canımı yakan her bir anımı
yine yoktun ne iyilerimde ne kötülerimde
tenin ne kadar uzak ellerime
bir solukta çekebilmeyi isterdim ciğerlerime seni bu gece
acımadım yalnızlığıma kimsesizliğime
acıtmadı kadehimdeki ıssızlık beni bu gece
parmak uçlarımdaki hissizliğe saplanan her bir iğne
sanki ruhumu deşiyor uzaklardaki o nefes,
o ten, o koku saplanıyor ruhuma en derinlerimde
cümlelerim yarım kalıyor yine sen olmadığın için yanımda bu gece
bak yine daraldı şuurum kapanıyor gözlerim geceye
bir rüya olsam hapsolsam ellerinde, bedeninde
yorulsam yine kadehler gidip geldikçe
yenilmeyecek, yine isteyecek, arayacak ellerini geçici heveslerimde
sen ki en güzel tebessümüm, nefes alırkenki cennetim
sıcak kumlara gömülü ayaklarımla içime dolan deniz kokulu adam
bir masal ol fısıltılardaki ritimde kaybolan
dolarken kulağıma, her bir hece
bir gece olsun huzurla kapatayım gözlerimi varmışcasına seninle bu gece...
böyle özledikçe yazıyorum ya sana. acaba okur mu diyorum bir gün. gün gelir de bunları okuyacak o adam yanımda olur mu.
yanımdaysan sarıl bana. sana yazdığım her bir hece için bir kez öp beni.
bil ki önemi yok hiç bir şeyin sen yanımda olduğun sürece. en alengirli sorular, hayatın attığı en büyük kazıklar çimdikler gider ruhumu.
hadi bira içelim o zaman bu gece yanımda olmanın şerefine.
NOT: biliyorum seversin birayı.
o zaman ödül olarak aldığın o bir bir yudumdan sonra soğuk dudaklarınla öp beni bu gece.
Etiketler:
sen
20100607
tam dedim çınarcık maceramı yazayım yağmur şiddetlendi.
şimdi bu güzel anı değerlendirmek üzere koşar adım yatağıma gidip uyumaya çalışıyorum.
yarın anlatırım artıkın.
ben yağmur sesini çok seviyorum evet.
toprak kokusunu da.
ama en birinci sevdiğim deniz.
(bkz: deniz kokusu, deniz altı, deniz üstü, deniz kıyısı, deniz manzarası, deniz kızı, deniz yıldızı, deniz kabuğu, deniz anası...)
uyudum.
aaaa bi dakka!
NOT: DENİZ HIYARInı da seviyordum bir ara ben. ahahah.
şimdi bu güzel anı değerlendirmek üzere koşar adım yatağıma gidip uyumaya çalışıyorum.
yarın anlatırım artıkın.
ben yağmur sesini çok seviyorum evet.
toprak kokusunu da.
ama en birinci sevdiğim deniz.
(bkz: deniz kokusu, deniz altı, deniz üstü, deniz kıyısı, deniz manzarası, deniz kızı, deniz yıldızı, deniz kabuğu, deniz anası...)
uyudum.
aaaa bi dakka!
NOT: DENİZ HIYARInı da seviyordum bir ara ben. ahahah.
20100603
kıskanıyorum seni.
çevrendeki herkesten seni kıskanıyorum.
sabah uyandığında yarı kapalı şişmiş gözlerin, dağınık saçlarınla ilk 'günaydın'ını bahşettiğin seni ilk gören bakkal amcadan kıskanıyorum.
kalbinin sesi kulağında, göğsüne yatmış uyuyan, ellerini üzerinde gezdirdiğin kedinden de kıskanıyorum. biliyorum seviyorsun onu.
doğumundan itibaren an ve an yanında olmuş, ilk kelimelerini duyup ilk adımlarını görmüş, minicik ellerini tutup şaşkın suratındaki gözyaşlarını silmiş, seni sen yapmış o anneyi babayı kıskanıyorum.
kaldırımda yürürken yanından geçen insanları kıskanıyorum. nasıl olur da ben seni göremezken onlar görebilme lüksüne sahip olurlar.
onlardan biri ben olmalıydım bugün diyorum.
dokunduğun her şeyi, gelip gidip baktığın o aynayı, seni güldüren o dizileri kıskanıyorum ben.
yastığını da kıskanıyorum. koyma başını ona!
en masum halinle bütün gece üzerinde uyuduğun, kokunu bıraktığın o yatak...
ömrün boyunca sana en çok sarılan o yorgan...
kıskanıyorum.
bensiz geçen her anında öğrendiklerini, gördüklerini, duyduklarını, çevreye verdiğin bütün tepkileri bilmek istiyorum.
nelere gülüp neleri anlamsız bulursun bilmek istiyorum. sana dair hep hep hep daha çoğunu bilmek istiyorum.
ben seni seviyorum...
NOT: sana olan sevgimi bile kıskanıyorum. bana olan sevgini de kıskanıyorum.
bir gün bana olan sevgini benden çok seveceksin diye korkuyorum.
çevrendeki herkesten seni kıskanıyorum.
sabah uyandığında yarı kapalı şişmiş gözlerin, dağınık saçlarınla ilk 'günaydın'ını bahşettiğin seni ilk gören bakkal amcadan kıskanıyorum.
kalbinin sesi kulağında, göğsüne yatmış uyuyan, ellerini üzerinde gezdirdiğin kedinden de kıskanıyorum. biliyorum seviyorsun onu.
doğumundan itibaren an ve an yanında olmuş, ilk kelimelerini duyup ilk adımlarını görmüş, minicik ellerini tutup şaşkın suratındaki gözyaşlarını silmiş, seni sen yapmış o anneyi babayı kıskanıyorum.
kaldırımda yürürken yanından geçen insanları kıskanıyorum. nasıl olur da ben seni göremezken onlar görebilme lüksüne sahip olurlar.
onlardan biri ben olmalıydım bugün diyorum.
dokunduğun her şeyi, gelip gidip baktığın o aynayı, seni güldüren o dizileri kıskanıyorum ben.
yastığını da kıskanıyorum. koyma başını ona!
en masum halinle bütün gece üzerinde uyuduğun, kokunu bıraktığın o yatak...
ömrün boyunca sana en çok sarılan o yorgan...
kıskanıyorum.
bensiz geçen her anında öğrendiklerini, gördüklerini, duyduklarını, çevreye verdiğin bütün tepkileri bilmek istiyorum.
nelere gülüp neleri anlamsız bulursun bilmek istiyorum. sana dair hep hep hep daha çoğunu bilmek istiyorum.
ben seni seviyorum...
NOT: sana olan sevgimi bile kıskanıyorum. bana olan sevgini de kıskanıyorum.
bir gün bana olan sevgini benden çok seveceksin diye korkuyorum.
tatil öncesi beyaz peynir rengini yok etme harekatı

çınarcık'a gidiyoruz yarın.
üçbinbeşyüzatmışsekiz yıl sonra yeniden yüzücem.
rabbiiiim!
neden su yosunu falan olmadım ki ben. ya da karetta karetta falan...
biton güneş kremi aldım. bir de sivrisinek kovucu sprey.
orada sivriler var mı yok mu bilmiyorum aslında ama işimi şansa bırakamam. koca yerde mevcut 2 3 sinek dahi gelir beni yer. onu çok iyi biliyorum!
güneşlenmeyeceğim de. hiç hacet yok buna. zaten derim sera etkisi yapıyor. soğuruyorum bütün ışınları ciğer gibi oluyorum. kremlenirim bir girerim denize dönünceye kadar çıkmam.
'tatil öncesi beyaz peynir rengini yok etme girişimleri 1' olarak yürürlüğe geçsin bu harekatın adı.
deniz! nınınını...
üçbinbeşyüzatmışsekiz yıl sonra yeniden yüzücem.
rabbiiiim!
neden su yosunu falan olmadım ki ben. ya da karetta karetta falan...
biton güneş kremi aldım. bir de sivrisinek kovucu sprey.
orada sivriler var mı yok mu bilmiyorum aslında ama işimi şansa bırakamam. koca yerde mevcut 2 3 sinek dahi gelir beni yer. onu çok iyi biliyorum!
güneşlenmeyeceğim de. hiç hacet yok buna. zaten derim sera etkisi yapıyor. soğuruyorum bütün ışınları ciğer gibi oluyorum. kremlenirim bir girerim denize dönünceye kadar çıkmam.
'tatil öncesi beyaz peynir rengini yok etme girişimleri 1' olarak yürürlüğe geçsin bu harekatın adı.
deniz! nınınını...
Etiketler:
aktivite günlüğü
20100601
'o elini d.tüne sokarım sürahi gbi dolaşırsın' ömrümde duyduğum en güzel argo yahu.
bu kadar da güzel sövülmez ki.
böyle sövülemez zaten.
ben gülerim şahsen bu lafı ettikten sonra.
belki bir gün biriyle çok fena taş.k geçerken söyleyebilirim piçliğine.
onu bunu bilmem de hala yuvarlanıyorum ben bu küfür beynimde döndükçe.
bu kadar da güzel sövülmez ki.
böyle sövülemez zaten.
ben gülerim şahsen bu lafı ettikten sonra.
belki bir gün biriyle çok fena taş.k geçerken söyleyebilirim piçliğine.
onu bunu bilmem de hala yuvarlanıyorum ben bu küfür beynimde döndükçe.
Etiketler:
böyle yazıya böyle etiket
20100518
bugün kimseyle ortak bir paydada buluşup konuşamamaktan, düşünmeyi bilmeyen insanlara bir şeyler katmaya çalışmaktan, kendimi gülmek zorunda hissettiğim için gülümsemekten, çevremdeki insanların neredeyse tamamıyla fikir (hani nerde?) paylaşımında bulunamamaktan yakınırken telefonum santrale döndü bir anda. gerçekten bir anda. bu konu kapanır kapanmaz hemen ardından hem de.
önce burak aradı yarım saate yakın konuştuk. ardından deniz aradı (arkadaşım olan, aklını yitirmiş olan deniz değil) onunla da epey lafladık. onun ardından elif aradı, yanında atacan ve kaan varmış hepsiyle konuştum. sonra dedim ki 'ne güzelsin sen tanrım!'.
tüm çok sevdiklerimin, hep yanımda olsun istediklerimin sırayla araması...
ismin önemli değil. tanrı da desem, allah da desem bana hissettirdiğin duygu hep aynı. beni sevişin hep aynı senin.
ne çok seviyorum seni, ne çok!
en büyük duam fikirsizlere fikir, akılsızlara akıl, beynini şer'e yormaktan başka bir şey düşünmeye fırsat bulamaz olmuş bu aciz ruhlara bir parça güzellik ver. ver ki hayat daha yaşanır olsun benim açımdan.
varsın ya iyi ki, daha iyisi olamaz benim için işte.
önce burak aradı yarım saate yakın konuştuk. ardından deniz aradı (arkadaşım olan, aklını yitirmiş olan deniz değil) onunla da epey lafladık. onun ardından elif aradı, yanında atacan ve kaan varmış hepsiyle konuştum. sonra dedim ki 'ne güzelsin sen tanrım!'.
tüm çok sevdiklerimin, hep yanımda olsun istediklerimin sırayla araması...
ismin önemli değil. tanrı da desem, allah da desem bana hissettirdiğin duygu hep aynı. beni sevişin hep aynı senin.
ne çok seviyorum seni, ne çok!
en büyük duam fikirsizlere fikir, akılsızlara akıl, beynini şer'e yormaktan başka bir şey düşünmeye fırsat bulamaz olmuş bu aciz ruhlara bir parça güzellik ver. ver ki hayat daha yaşanır olsun benim açımdan.
varsın ya iyi ki, daha iyisi olamaz benim için işte.
20100517
an itibariyle deniz zıvanadan çıkmış vaziyette. her önüne gelene saldırıp kırıp döküyor, herkesi her şeyi mümkün olduğunca sivri bir dille eleştiriyor.
ciddi sorunları var. hem de çok ciddi. ama 'ben deli değilim' inkarcılığındaki kafa yapısında.
elimden geldiğince umuruma takmama kararı alıyorum şu an. çünkü o kırdıklarından biri de benim.
benim eşek kafam önemseyip de ne ararsın sen o herifi. hiç tanımıyor hiç bilmiyorsun sanki!kimden akıl almış ki şu güne kadar senden alsın hem. bırak ne hali varsa görsün yahu!
tamam bıraktım.
'ölüyorum' dese 'git bi bak ölüyormuş' diyeceğim bundan sonra.
ciddi sorunları var. hem de çok ciddi. ama 'ben deli değilim' inkarcılığındaki kafa yapısında.
elimden geldiğince umuruma takmama kararı alıyorum şu an. çünkü o kırdıklarından biri de benim.
benim eşek kafam önemseyip de ne ararsın sen o herifi. hiç tanımıyor hiç bilmiyorsun sanki!kimden akıl almış ki şu güne kadar senden alsın hem. bırak ne hali varsa görsün yahu!
tamam bıraktım.
'ölüyorum' dese 'git bi bak ölüyormuş' diyeceğim bundan sonra.
20100516
çok bilen biriyle konuşmaya ihtiyacım var.
ama çok bildiğini sanan değil gerçekten çok bilen. yalnızca bildiklerinin farkında olan ama bununla az böbürlenen.
aslında konuşmaya değil de daha çok konuşturmaya ihtiyacım var.
bana konuşmayı düşündürtmeyecek kadar çok bilen birine ihtiyacım var.
ama çok bildiğini sanan değil gerçekten çok bilen. yalnızca bildiklerinin farkında olan ama bununla az böbürlenen.
aslında konuşmaya değil de daha çok konuşturmaya ihtiyacım var.
bana konuşmayı düşündürtmeyecek kadar çok bilen birine ihtiyacım var.
20100515
son havadisler
geçen cuma kurban konseri içün kalktım izmir'e gittim. aklı selim halimle ilk gidişimdi hem de izmir'e. balıkesir'de otobüs mola verdiğinde Burak'ı aradım. epey bir süre ciddi olup olmadığımı sorguladı, kabullenmesi ile beraber mutlu oldu güzel adam. ben de mutlu oldum mutlu olmasına tabi.
9buçuk saatlik yolculuğun ardından düşerek indim resmen otobüsten. buca'daki ilkokul arkadaşımın evine bavulları bıraktık apar topar hazırlandık ve bornova'ya geri döndük. kapı açılış saati 9 olduğundan kurban saat kaçta sahne alacak olursa olsun 'en önde olma' sevdam sebebiyle 9da ooze venue'deydik. 3buçuk saat boyunca ayakta hayatta en keyif aldığım zaman zarfını bekledim. (sigara içerken 10dkk bankın üstünde kestirmemi saymazsak)
kurban'dan önce bir alt grup çıktı 'çirkef'. güzel seçilmiş parçaları güzel coverladılar. direc-t'in hasret parçasında (hani sözlerinin deniz yılmaz beye ait olduğu) vokal değişikliği oldu basscı geçti vokale. şarkının bir kısmında sahnenin en önünün ortasından ona eşlik etmekte olan bu bayanla 15sn civarında sürdüğünü tahmin ettiğim bir göz temasına girdi ki 'noluyor yahu' tepkisi vermeme sebep oldu. her nekadar var gücümle eğleniyor olsam da beni kurban'dan başkası bağlamaz ki adamı da kesmedim yani hiç öyle gözlerimin içine kilitlenmesine sebebiyet versin. (ondan sonra karar kıldım fena değilmiş aslında eleman lakin o 15snden sonra bir daha yüzüne dahi bakmadım)
kurban çıktı. sahne performanslarını, konserin tadını, onlar sahnedeyken oluşan mekandaki atmosferi methetmeyeceğim hiç biliyorsunuz zaten. ne kadar fazlasını hayal edebiliyorsanız en az o kadardı.
Burak'la bir gülücük yarıştırma halindeydik konser boyunca. deniz'in izmir konserinde benimle karşılaşma ihtimalini hiç tahmin etmediğini biliyordum. haberi de yoktu gittiğimden. saçlarımı kısacık kestirmiş olmama rağmen 2.şarkıda farketti beni. son derece dumur bir surat ifadesiyle kaş göz yaptı 'hayırdır' dercesine ben de omuz kaldırdım 'öyle işte' gibisine. bir kaç parça sonra konser esnasında gelip elimi tuttu bildiğin böyle şarkı söylerken falan. gerçekten 1dakika kadar öyle mi kaldık yoksa bana mı o kadar uzun geldi bilmiyorum. önce ciddi manada şaşırdım ama karşımdakinin deniz yılmaz olduğunu düşünerek yadırgamadım.
bak şimdi o değil de esas olayı anlatıcam; konserin bitimine 3, 5 şarkı kala (ve yine konser esnasında şarkı arasında falan da değil) kulağıma eğilip 'konserden sonra ne yapıyorsun?' diye sordu aşırı cesur adam 'arkadaşıma gidiyorum' dedim. geri çekilip yüzüme sertçe baktı 'peki' dedi.
aylardır konuşmuyorum seninle yahu. bu ne cüret! izmirlere onun için gittiğimi falan da düşünüyor olamaz, yüzüne bakmadım konser boyunca. öyle ki kerem'e özgür'e burak'a tezahüratlar edip performanslarını alkışlara boğarken tek bir kere ağzımdan 'deniz' kelimesi çıkmadı.
kendini öyle çok seviyor ki... kimseyi kendisi kadar sevmiyor belki bilincinde değil ama.
neyse konser bitti yaklaşık 30 saatlik açlığın üzerine 8 adet bira içmiş olduğumu yan yan yürüdüğümde farkettim.
deniz tarafından 'gel aybüke' şeklinde kulis kapısından içeriye alındım ve dosdoğru burak'ın yanına gittim. 1 saatlik hıçkırma nöbetimin ilk 15 dkk'sında burak'la konuşmaya çabaladım fakat takdir edersiniz çok başarılı bir iletişim olmadı. neyse fotoğraf çekildik ıvır zıvır çıktık.
izmir'de de nabruk'daşlardan mehmet diye bir arkadaşım vardı ki 3 yıldır muhabbetin bokunu çıkarmamıza rağmen yüz yüze görüşememiştik hiç. sarhoşluğuma kızıp oradan oraya çekiştirdi, azarladı bir süre. pek emin olmamakla beraber biz onunla tartışırken yanımdaki arkadaş kurban'ın ses teknisyenleriyle muhabbete başlamış. yanıma geldi istanbul'a dönüyorlarmış 2 araba para vermeyelim hadi biz de gidelim dedi 'hee iyi olur' dedim o kafayla. mehmet'in 'saçmalama! gitme!' yakarışlarına müteakip triplerini bastırmaya çalışarak taksi bulup buca'ya bavulları almaya gittik. giderken taksinin penceresinden aşağıya kustum 2 kere. (anla işte o derece sarhoştum) kusmak da denemez aslında biradan başka bir şey çıkmadı ağzımdan. bildiğin şeffaf bira yani. öyle ki yanımdaki arkadaş dışarıda yüzümü yıkıyorum sanmış.
neyse bavulları aldık taksiye 70tl bayılıp döndük bornovaya. ben burak'ın yanına gitmeyi akıl ettim o kafayla kendimi kutluyorum bu hareketimden ötürü. öğrendim ki ertesi gün öğlen uçakla dönüyormuş onlar. resmen ilayda'yı kafalamışlar onlarla gelelim diye. dumur oldum kaldım elimde bavullarla. 'e gitmeyin siz de' falan dedi burak bavulları gösterdim. sağolsun minibüsün kapısına kadar götürdü bizi 'kızlar size emanet' dedi.
yola çıktıktan sonra tahmini bi yarım saat oturdum. o arada burak'la konuştum zaten telefonda sonra arkadaki koltuklardan birine gittim yattım. kafamı koyar koymaz da uyudum.
uyandığımda istanbul'a 1 saat falan kalmıştı. alkolün etkisinden bir parça kurtulduğum için şiddetli bir üzüntü kapladı içimi izmir'den çok erken döndüğümü düşünerek. daha kordona gidecektik, 1 tepsi midye dolmayı 20tl'ye yiyecektim, kilosu 2tlden sulu sulu kocaman erikler alacaktım. kötü oldu. hala kızıyorum kendime.
dün de bizim fakültede sergi, canlı müzik falan vardı. göztepe kampüsündeki bahar şenliğinde alkol tüketiminin yasak olduğunu öğrendiğimizden hem alkol stoğu yaptık hem de tanıdık yüzlerin arasında olmanın huzuru ile rahatça dağıttık. athena konseri için göztepe kampüsüne geçtik akşam 10 civarı 7 kişi bir taksiye doluşmak suretiyle. meydana konserin başlamasına 10 dkk kala girdik. ilerleye ilerleye sahne önüne kadar geldik en az 700-800 kişiyi arkamızda bırakıp. (ben bu içimdeki sahne önü aşkına hayranım arkadaş ya) sıcaktan birbirimize yapıştık tabi o kalabalıkta tepişmekten. bir ara arkadaşın omzuna oturdum (ki 2. defa yapıyorum bunu) o kadar eğlenceli bir şey olamaz! çocuğun da maşallahı varmış omzunda benimle bile hopladı, zıpladı durdu. en önde olmamıza rağmen etten duvar ördüğümüz için sövdüler muhtemelen arkadakiler ama çok da umurumda olmadı açıkcası. ne yapayım kardeşim 1.60 küsur boyla sahneyi görmeyi bırak nefes alamıyorsun bir defa o kalabalıkta.
aman öyle işte. anlatacağım bir şeyler daha vardı da hatırlamıyorum şimdi. pek de bir çok yazdım zaten azmedip okuduysan ne mutlu bana.
kurban konserinden beri de sesim kısık, öksürüyorum da. hala geçmedi. böyle 'her cuma bir konser' modunda gezmeye devam edersem geçmeyecek de zaten.
hadi başbaş.
9buçuk saatlik yolculuğun ardından düşerek indim resmen otobüsten. buca'daki ilkokul arkadaşımın evine bavulları bıraktık apar topar hazırlandık ve bornova'ya geri döndük. kapı açılış saati 9 olduğundan kurban saat kaçta sahne alacak olursa olsun 'en önde olma' sevdam sebebiyle 9da ooze venue'deydik. 3buçuk saat boyunca ayakta hayatta en keyif aldığım zaman zarfını bekledim. (sigara içerken 10dkk bankın üstünde kestirmemi saymazsak)
kurban'dan önce bir alt grup çıktı 'çirkef'. güzel seçilmiş parçaları güzel coverladılar. direc-t'in hasret parçasında (hani sözlerinin deniz yılmaz beye ait olduğu) vokal değişikliği oldu basscı geçti vokale. şarkının bir kısmında sahnenin en önünün ortasından ona eşlik etmekte olan bu bayanla 15sn civarında sürdüğünü tahmin ettiğim bir göz temasına girdi ki 'noluyor yahu' tepkisi vermeme sebep oldu. her nekadar var gücümle eğleniyor olsam da beni kurban'dan başkası bağlamaz ki adamı da kesmedim yani hiç öyle gözlerimin içine kilitlenmesine sebebiyet versin. (ondan sonra karar kıldım fena değilmiş aslında eleman lakin o 15snden sonra bir daha yüzüne dahi bakmadım)
kurban çıktı. sahne performanslarını, konserin tadını, onlar sahnedeyken oluşan mekandaki atmosferi methetmeyeceğim hiç biliyorsunuz zaten. ne kadar fazlasını hayal edebiliyorsanız en az o kadardı.
Burak'la bir gülücük yarıştırma halindeydik konser boyunca. deniz'in izmir konserinde benimle karşılaşma ihtimalini hiç tahmin etmediğini biliyordum. haberi de yoktu gittiğimden. saçlarımı kısacık kestirmiş olmama rağmen 2.şarkıda farketti beni. son derece dumur bir surat ifadesiyle kaş göz yaptı 'hayırdır' dercesine ben de omuz kaldırdım 'öyle işte' gibisine. bir kaç parça sonra konser esnasında gelip elimi tuttu bildiğin böyle şarkı söylerken falan. gerçekten 1dakika kadar öyle mi kaldık yoksa bana mı o kadar uzun geldi bilmiyorum. önce ciddi manada şaşırdım ama karşımdakinin deniz yılmaz olduğunu düşünerek yadırgamadım.
bak şimdi o değil de esas olayı anlatıcam; konserin bitimine 3, 5 şarkı kala (ve yine konser esnasında şarkı arasında falan da değil) kulağıma eğilip 'konserden sonra ne yapıyorsun?' diye sordu aşırı cesur adam 'arkadaşıma gidiyorum' dedim. geri çekilip yüzüme sertçe baktı 'peki' dedi.
aylardır konuşmuyorum seninle yahu. bu ne cüret! izmirlere onun için gittiğimi falan da düşünüyor olamaz, yüzüne bakmadım konser boyunca. öyle ki kerem'e özgür'e burak'a tezahüratlar edip performanslarını alkışlara boğarken tek bir kere ağzımdan 'deniz' kelimesi çıkmadı.
kendini öyle çok seviyor ki... kimseyi kendisi kadar sevmiyor belki bilincinde değil ama.
neyse konser bitti yaklaşık 30 saatlik açlığın üzerine 8 adet bira içmiş olduğumu yan yan yürüdüğümde farkettim.
deniz tarafından 'gel aybüke' şeklinde kulis kapısından içeriye alındım ve dosdoğru burak'ın yanına gittim. 1 saatlik hıçkırma nöbetimin ilk 15 dkk'sında burak'la konuşmaya çabaladım fakat takdir edersiniz çok başarılı bir iletişim olmadı. neyse fotoğraf çekildik ıvır zıvır çıktık.
izmir'de de nabruk'daşlardan mehmet diye bir arkadaşım vardı ki 3 yıldır muhabbetin bokunu çıkarmamıza rağmen yüz yüze görüşememiştik hiç. sarhoşluğuma kızıp oradan oraya çekiştirdi, azarladı bir süre. pek emin olmamakla beraber biz onunla tartışırken yanımdaki arkadaş kurban'ın ses teknisyenleriyle muhabbete başlamış. yanıma geldi istanbul'a dönüyorlarmış 2 araba para vermeyelim hadi biz de gidelim dedi 'hee iyi olur' dedim o kafayla. mehmet'in 'saçmalama! gitme!' yakarışlarına müteakip triplerini bastırmaya çalışarak taksi bulup buca'ya bavulları almaya gittik. giderken taksinin penceresinden aşağıya kustum 2 kere. (anla işte o derece sarhoştum) kusmak da denemez aslında biradan başka bir şey çıkmadı ağzımdan. bildiğin şeffaf bira yani. öyle ki yanımdaki arkadaş dışarıda yüzümü yıkıyorum sanmış.
neyse bavulları aldık taksiye 70tl bayılıp döndük bornovaya. ben burak'ın yanına gitmeyi akıl ettim o kafayla kendimi kutluyorum bu hareketimden ötürü. öğrendim ki ertesi gün öğlen uçakla dönüyormuş onlar. resmen ilayda'yı kafalamışlar onlarla gelelim diye. dumur oldum kaldım elimde bavullarla. 'e gitmeyin siz de' falan dedi burak bavulları gösterdim. sağolsun minibüsün kapısına kadar götürdü bizi 'kızlar size emanet' dedi.
yola çıktıktan sonra tahmini bi yarım saat oturdum. o arada burak'la konuştum zaten telefonda sonra arkadaki koltuklardan birine gittim yattım. kafamı koyar koymaz da uyudum.
uyandığımda istanbul'a 1 saat falan kalmıştı. alkolün etkisinden bir parça kurtulduğum için şiddetli bir üzüntü kapladı içimi izmir'den çok erken döndüğümü düşünerek. daha kordona gidecektik, 1 tepsi midye dolmayı 20tl'ye yiyecektim, kilosu 2tlden sulu sulu kocaman erikler alacaktım. kötü oldu. hala kızıyorum kendime.
dün de bizim fakültede sergi, canlı müzik falan vardı. göztepe kampüsündeki bahar şenliğinde alkol tüketiminin yasak olduğunu öğrendiğimizden hem alkol stoğu yaptık hem de tanıdık yüzlerin arasında olmanın huzuru ile rahatça dağıttık. athena konseri için göztepe kampüsüne geçtik akşam 10 civarı 7 kişi bir taksiye doluşmak suretiyle. meydana konserin başlamasına 10 dkk kala girdik. ilerleye ilerleye sahne önüne kadar geldik en az 700-800 kişiyi arkamızda bırakıp. (ben bu içimdeki sahne önü aşkına hayranım arkadaş ya) sıcaktan birbirimize yapıştık tabi o kalabalıkta tepişmekten. bir ara arkadaşın omzuna oturdum (ki 2. defa yapıyorum bunu) o kadar eğlenceli bir şey olamaz! çocuğun da maşallahı varmış omzunda benimle bile hopladı, zıpladı durdu. en önde olmamıza rağmen etten duvar ördüğümüz için sövdüler muhtemelen arkadakiler ama çok da umurumda olmadı açıkcası. ne yapayım kardeşim 1.60 küsur boyla sahneyi görmeyi bırak nefes alamıyorsun bir defa o kalabalıkta.
aman öyle işte. anlatacağım bir şeyler daha vardı da hatırlamıyorum şimdi. pek de bir çok yazdım zaten azmedip okuduysan ne mutlu bana.
kurban konserinden beri de sesim kısık, öksürüyorum da. hala geçmedi. böyle 'her cuma bir konser' modunda gezmeye devam edersem geçmeyecek de zaten.
hadi başbaş.
20100509
20100505
kafam delindi diyorum beaağ!
kollarım ekmek gibi kızardı diyoruuum!
boynumun sol tarafı pembe doğum lekesi gibi sağda hiç bişey yok diyorum!
diyorum ki canım yanıyor!
şşşş!!
şefkat göstersenize lan!
kollarım ekmek gibi kızardı diyoruuum!
boynumun sol tarafı pembe doğum lekesi gibi sağda hiç bişey yok diyorum!
diyorum ki canım yanıyor!
şşşş!!
şefkat göstersenize lan!
20100504
kafa yarığı & güneş yanığı
tasarıma giriş procesi olaraktan uçurtma yaptık. lanet gibi son gece paraladım kendimi. bugün acıbademde hiç görmediğim yeşillik bir tepe varmış. oraya çıktık sınıfcanak. ilkokul bebeleri gibi ellerimizde renkli renkli uçurtmalarla.
deli gibi tozu dumana kata kata koşturduk oralarda uçurtmamızı uçutturiciiz de not alıciiz diye. uçmadı benim barış yıldızım önce. ben koşuyorum o arkamdan yürüye, sürüne geliyor ama ben hala inatla koşuyorum ipini asıla asıla. bu inadım sebebiyle parçalandığıyla kaldı tabi. kızdım oturdum.
daha sonra imdadıma onur yetişti el attı. yırtılan yerlerini falan onardık. biz bunlarla haşır neşir olurken sivri zekalının biri uçmayan uçurtmaların kuyruğuna ağırlık olarak taş bağlamayı akıl etmiş. uçurtması uçmayan herkes taş bağlıyor altına. ortam savaş alanına döndü bir anda resmen. mervem de bu tuzağa düşüp uçurtmasının kuyruğuna taş bağlayıp, uçurtması üzerinde hakimiyet kurmaya çalışırken oturduğum yerde uçurtmasındaki taşla kafamı deldi. baya deldi yani bildiğin. böyle bakıyorum artık alnımın kenarından oluk oluk kan sızacak, boynumdan akıp tişörtümü kana bulayacak dirseklerimle kendimi çeke çeke okula varacağım falan diye ama olmadı. kafam kalınmış. minik kanadı. ama canım çok yandı utanmasam ağlayacaktım o kadar insanın içinde o derece.
söylenip durdum orada amele yanığı olacağım diye. ben biliyorum çünkü kendimi. 5 dkk elimi güneşe uzatsam pembe olarak geri alıyorum. nitekim eve gelince farkettim ki dirseklerimden altım pembe. boynumun sol tarafı pembe sağ tarafı beyaz. çok şekilli amele yanığı oldum yine. nalet olsun benim tenime!
cuma günü İzmir Ooze Venue'da KURBAN konseri var. içimdeki KURBANCANLIPERFORMANS isteğini 21 Mayıs Haliç Üniversitesi'ndeki konsere kadar dizginleyemeyeceğimi farkettim. gideceğim izmir'e. evet. çok bıktım zaten bu aralar buralardan.
yanlız bu aralar çok sık yapmaya başladım bu 'anlık karar verme' işlerini. çat gidip dövme yaptırıyorum, çat gidip saçımı kestiriyorum, çat dilimi deldiriyorum.
manyak olmaya başladım.
NOT: Burak'ımığıyla konuştuk bu arada. ama az konuşabildik. tekrar araşmak üzere kapattık telefonu.
Deniz'e çok kızığım hala!
NOT2: uçurtmam uçtu! hem de çok tepelere. ipini bırakıp azad ettim. adını da Barış koymuştum zaten. (benim Barış'ım yıldızları çok sever hem ondan, hem de beyaz olduğundan) bir evin çatısına takılmış ipi biz okula dönerken hala uçuyordu. canım oğlum benim!
deli gibi tozu dumana kata kata koşturduk oralarda uçurtmamızı uçutturiciiz de not alıciiz diye. uçmadı benim barış yıldızım önce. ben koşuyorum o arkamdan yürüye, sürüne geliyor ama ben hala inatla koşuyorum ipini asıla asıla. bu inadım sebebiyle parçalandığıyla kaldı tabi. kızdım oturdum.
daha sonra imdadıma onur yetişti el attı. yırtılan yerlerini falan onardık. biz bunlarla haşır neşir olurken sivri zekalının biri uçmayan uçurtmaların kuyruğuna ağırlık olarak taş bağlamayı akıl etmiş. uçurtması uçmayan herkes taş bağlıyor altına. ortam savaş alanına döndü bir anda resmen. mervem de bu tuzağa düşüp uçurtmasının kuyruğuna taş bağlayıp, uçurtması üzerinde hakimiyet kurmaya çalışırken oturduğum yerde uçurtmasındaki taşla kafamı deldi. baya deldi yani bildiğin. böyle bakıyorum artık alnımın kenarından oluk oluk kan sızacak, boynumdan akıp tişörtümü kana bulayacak dirseklerimle kendimi çeke çeke okula varacağım falan diye ama olmadı. kafam kalınmış. minik kanadı. ama canım çok yandı utanmasam ağlayacaktım o kadar insanın içinde o derece.
söylenip durdum orada amele yanığı olacağım diye. ben biliyorum çünkü kendimi. 5 dkk elimi güneşe uzatsam pembe olarak geri alıyorum. nitekim eve gelince farkettim ki dirseklerimden altım pembe. boynumun sol tarafı pembe sağ tarafı beyaz. çok şekilli amele yanığı oldum yine. nalet olsun benim tenime!
cuma günü İzmir Ooze Venue'da KURBAN konseri var. içimdeki KURBANCANLIPERFORMANS isteğini 21 Mayıs Haliç Üniversitesi'ndeki konsere kadar dizginleyemeyeceğimi farkettim. gideceğim izmir'e. evet. çok bıktım zaten bu aralar buralardan.
yanlız bu aralar çok sık yapmaya başladım bu 'anlık karar verme' işlerini. çat gidip dövme yaptırıyorum, çat gidip saçımı kestiriyorum, çat dilimi deldiriyorum.
manyak olmaya başladım.
NOT: Burak'ımığıyla konuştuk bu arada. ama az konuşabildik. tekrar araşmak üzere kapattık telefonu.
Deniz'e çok kızığım hala!
NOT2: uçurtmam uçtu! hem de çok tepelere. ipini bırakıp azad ettim. adını da Barış koymuştum zaten. (benim Barış'ım yıldızları çok sever hem ondan, hem de beyaz olduğundan) bir evin çatısına takılmış ipi biz okula dönerken hala uçuyordu. canım oğlum benim!
Etiketler:
aktivite günlüğü,
kurban
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
1