gözlerimi araladığımda yanımda seni göreceksem uykuyu bile severim ki ben.
bir sabah olacaksın yanımda biliyorum. sonra hep, hep, hep olacaksın...
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20100310
20100301
aşk
önce gözlerim sevecek onu en ince detayına kadar,
sonra kulaklarım sevecek sesi kulağıma her çalındığında,
ardından burnum sevecek ciğerlerimi onunla doldururken,
ve ellerim sevecek her dokunuşunda tenine.
işte o zaman aşık olacağım ben,
o zaman bileceğim aslında aşk nedir.
ve o zaman ilk defa birine ait olmak ne demektir hissedeceğim;
mantığımla, duyularımla ve hislerimle...
şimdi bir kere daha düşün...
hiç aşık oldun mu sen?
sonra kulaklarım sevecek sesi kulağıma her çalındığında,
ardından burnum sevecek ciğerlerimi onunla doldururken,
ve ellerim sevecek her dokunuşunda tenine.
işte o zaman aşık olacağım ben,
o zaman bileceğim aslında aşk nedir.
ve o zaman ilk defa birine ait olmak ne demektir hissedeceğim;
mantığımla, duyularımla ve hislerimle...
şimdi bir kere daha düşün...
hiç aşık oldun mu sen?
Etiketler:
aşk,
bir solukta yazdım ben bunu,
sen
20100214
yine 14 şubat
yine 14 şubat geldi.
tek bir 14 şubatta da sevgilim olsun yaa. hediye falan almasın gözüm yok yükseklerde sadece olsun. şöyle bir 'ahanda, benim de sevgilim var!' edasıyla koluma takıp gezsem sokaklarda. ama esasen ne istiyorum biliyor musun okuyucu, hep hayalimdir; böyle hava soğukken ellerimiz onun montunun cebinde el ele tutuşucaz. çok romantik değil mi ama?
atacanım var benim bitane. yaparım ona bazen öyle. tabiki el ele tutuşmayız da kol kola yürürüz bazen, o zaman elim üşüyünce montunun cebine sokarım elimi. onu da çok severim, atacanımı da. (şimdi sevgililer günü ilen atacanın ne alakası var tabi)
sevgililer gününün ilk saati içerisindeyken biz şu anda allahın 'sevgili' kulu olaraktan beyaz atlı prensimin istanbuldaki evimin kapısına konmasını istiyorum. kedimden sevgililer günü hediyesi alamayacağıma göre tek tesellim yüce mevlam artık.
allam en çok sana aşığım biliyorsun. tek taş yüzük, kürk manto falan istemiyorum. ruhunun şöyle en kusursuz kısımlarından üflediğin, aklı başında, karakterli adamlardan birini bana bahşetmeni çok isterim ama. evde kalma korkusu sarmaya başladı artık böylesine biçimli yarattığın şu bedenimi. (ahahah!) söz konusu erkekler olduğunda tercihimi bilirsin fiziksel tasvire girmiyorum artık, hacet yok.
pazartesi sabahı o adamı evimin kapısında görücem! dinimiz, amin.
tek bir 14 şubatta da sevgilim olsun yaa. hediye falan almasın gözüm yok yükseklerde sadece olsun. şöyle bir 'ahanda, benim de sevgilim var!' edasıyla koluma takıp gezsem sokaklarda. ama esasen ne istiyorum biliyor musun okuyucu, hep hayalimdir; böyle hava soğukken ellerimiz onun montunun cebinde el ele tutuşucaz. çok romantik değil mi ama?
atacanım var benim bitane. yaparım ona bazen öyle. tabiki el ele tutuşmayız da kol kola yürürüz bazen, o zaman elim üşüyünce montunun cebine sokarım elimi. onu da çok severim, atacanımı da. (şimdi sevgililer günü ilen atacanın ne alakası var tabi)
sevgililer gününün ilk saati içerisindeyken biz şu anda allahın 'sevgili' kulu olaraktan beyaz atlı prensimin istanbuldaki evimin kapısına konmasını istiyorum. kedimden sevgililer günü hediyesi alamayacağıma göre tek tesellim yüce mevlam artık.
allam en çok sana aşığım biliyorsun. tek taş yüzük, kürk manto falan istemiyorum. ruhunun şöyle en kusursuz kısımlarından üflediğin, aklı başında, karakterli adamlardan birini bana bahşetmeni çok isterim ama. evde kalma korkusu sarmaya başladı artık böylesine biçimli yarattığın şu bedenimi. (ahahah!) söz konusu erkekler olduğunda tercihimi bilirsin fiziksel tasvire girmiyorum artık, hacet yok.
pazartesi sabahı o adamı evimin kapısında görücem! dinimiz, amin.
Etiketler:
aşk
20100212
Platonik aşk

Prof. Dr. Bingür Sönmez, "Platonik aşk ayrı bir mutluluktur. Platonik aşkta sevgiliye kavuşma yoktur. Dolayısıyla ikinci kalbi ararken bir yanlışlık yapma riski olmadığı gibi kötü sonuçlanan fiziksel aşkta görülen hayal kırıklığı yaşanmaz. Biz bunu halk ozanlarında görürüz. Hep hayal ettikleri sevgiliyi düşünerek, hissederek, yaşarlar ama sevgiliye kavuşmak için özel bir çaba sarf etmezler. Mutluluk hormonları (Endorfin) her zaman yüksek olduğu için platonik aşk alışkanlık yapabilir. Belki de gerçek aşk platonik olan aşktır, çünkü hiçbir zaman ölmez" diyor milliyet gazetesindeki bugünkü yazısında.
albino kelebek ne yapmalı şimdi peki?
7 yıllık platonik aşkın son bulması nasıl bir hezimete uğratır kalbi?
aşık olduğun adamın meğersem aşık olduğun adam olmadığını öğrenmek...
nasıl doldurulur o kocaman boşluk ondan sonra?
Prof. Dr. Bingür Sönmez, "Tanrı vücudunuz için önemli olan bütün organlarımız çift yaratmıştır. Akciğer, böbrek, göz gibi… Acaba tanrı bu kadar önemli bir organımızı neden tek yaratmıştır? Ama kalp sanıldığı gibi tek organ değildir. Bir tanesi bedenimizde olan, bizim için çalışan, dakikada 5-7 lt kan pompalayan, bizi ayakta tutan, fiziksel yaşamımızı sağlayan kalbimizdir. İkincisini ise tanrı karşı cinsten birine vermiştir ve “Gidip arayın bulun” demiştir. İşte 14 Şubat tanrının bizim için bağışladığı ikinci kalbi arayıp bulmamız için özel bir gündür. İkinci kalp her zaman birinci kalbi tamamlayandır. Eğer ikinci kalp huzursuz, hırçın ve stres dolu ise sizin kalbiniz de stres dolu olacaktır. Stres dolu olan bir kalp sağlıklı çalışamaz, çabuk yorulur ve hastalıklara açık olur. O nedenle siz ikinci kalp iseniz, birinci kalbi üzmeyin ve onun mutlu olması için çaba gösterin. Bu her iki cins için de geçerli. Bir başkasının ikinci kalbini taşıyorsanız, o size tanrının bir emanetidir ve ona çok iyi bakın" diyor.
ben taşıyor muyum acaba o ikinci kalbi? yada o taşıyor mu benim ikinci kalbimi?
şayet taşıyor ise neler yapıyor o kalbe de benim canıma okunuyor burada?
ikinci kalbimin sahibi nerde, ne yapıyor, acaba mutlu mu? diye kendi kendime sorup durmaktan fenalık geldi üzerime. ama artık çok da inanmıyorum açıkcası öyle birinin varlığına. umudediyorum bir parça o kadar. şayet var ise bile pek bir şapşal, pek bir ne yaptığını bilmezlez aklı bir karış havadalardan olduğunu düşünüyorum.
'artık hiç bir şey için söz veremem sana. bugüne kadar açıklamasını yapamayacağım hiçbir şey olmadığı halde hayatımda bundan sonrası için aynı şeyi söyleyemem. aşkı mantıkla yordum hep, her aşık olduğumda mantığı diktim karşısına. sadece aşkı değil beni de yordu bu.
beklemeyeceğim diyorum artık sana, evet. mutlu olacağım adamı aramaktansa mutluluğu arayacağım bundan sonra. mutlu olmaya çalışacağım. ama bu seni ne kadar mutlu eder bilemem.
bugüne kadar iki kere düşündüm, hem kendi adıma hem senin adına. yine düşüneceğim ama var olduğun inancına daha az sahip olarak.
bak yukarıda profesör ne diyor 'arayın bulun' diye verilmiş o ikinci kalp sana diyor.
öyle işte herifciğim. ben söyleyeceğimi söyledim, sana da söylemiştim diyeceğim. aklını başına alsaydın da gözünü açıp bulup okusaydın.'
20100131
gözlerimde kuruyan aşk

göz yaşlarım içimdeki acıya kavuşmak istercesine dökülürken kalbime doğru,
imrenirdim cesasaretlerine.
sıkı sıkıya hapsederdim avuçlarımın içine parmaklarımı,
göz yaşlarımın katili olmasınlar diye.
bilirdim zaten son bulacak ömürleri aşkları uğruna çıktıkları bu yolda,
belki yanaklarımda, belki boynumda.
o yüzden ısırırdım ya dudaklarımı her canım yandığında,
bir göz yaşını daha kurban vermeyeyim diye aşka.
şimdi ise gözlerim aşık olmuş gözyaşlarıma,
aşklarının peşinden sonsuzluğa sürüklenişlerine dayanamamışlar daha fazla.
her canım yandığında kenetleniyorlar yola düşmeye hazırlanan aşıklara,
yanaklarımda tükenerek ilerlemelerine izin vermiyorlar o tutkulu aşka.
sıksıkı sarılıyor göz kapaklarım o ilk damlalara,
yalnızca gözlerimi okşuyor o ilk damlalar da,
gözlerimde kayboluyorlar,
her canım yandığında.
Etiketler:
aşk
20100125
yaşlı konak

misafirler oldu kalbimde
hep kalacakmış hiç gitmeyecekmiş gibi davrandı her biri
tasını tarağını toplayıp geldiler, yerleştiler
bir sonun olduğunu bilemediler
hep o kapısı kapalı odayı merak ettiler
zorladılar, denediler giremediler bir türlü
bu sebeple tam bir ev sahibi gibi davranamadı hiç biri
gün geldi geldikleri gibi apar topar gittiler
sıcacık evimin büyüsüne kapılıp dönemek istedi bir çoğu
ama bilmiyorlardı ki onlar gittikten sonra
kapısı kapalı odayı ardına kadar açtığımı
almadım içeri bu sebeple, isteyip de giremediler
giderken her şeyi aldılar da bir aşklarını bıraktılar
işte buna anlam veremedim o zaman
ama anlıyorum artık aldıkları emaneti geri bıraktılar
onlara ait olmayan aşkların iadesi idi bende kalanlar
bir süre önce açtım o odanın kapısını, bomboştu
yüreğimi dolduran o eski deniz kokulu aşk artık yoktu
tüm beklemiş aşkların tozunu alıp, havalandırdım kalbimi
umut kokan kalbimle bir süre bekledim sahibi
ama beklenen ev sahibi evin yolunu unuttu
NOT: bu fotoğraf öyle ısıttı içimi, öyle farklı duygular hissettirdi ki bana... yazıyla pek ilintili olmasa da paylaşma gereği duydum sizlerle.
gecenin bir vakti sokağın ortasında, yerler ıslakken, çömelip öpüşmeleri her iki taraftan da şiddetle 'yalnızca sen varsın' mesajı almama sebep oldu. çocuğun öperken kızın yüzünü avuçlarının arasına alması ne denli büyük sevdiğini kanıtlar gibi olmuş. o yoğunluğu soluyup kalbime bile çektim.
işte bana böyle hissettirdi bu fotoğraf sizi bilemem dostlar...
Etiketler:
aşk,
bir garip man,
bir solukta yazdım ben bunu,
sen
20100123
la vie en rose

bakışlarımı düşüren gözler
dudaklarında kaybolan o gülüş
işte su katılmamış portresi
ait olduğum adamın.
kollarına aldığında beni
sessizce birşeyler fısıldadığında
ah ne denli pembe görüyorum hayatı.
aşk sözcükleri söylüyor bana
her zamankinden
ve birşeyler oluyor bana.
giriverdi işte kalbime
mutluluğumun ortağı
sebebini bildiğim.
benimsin sen dedi
bense onun
yaşam boyu
söyledi bunu bana, hatta yeminler etti hayatı üstüne.
ve onu gördüğüm ilk andan bu yana
hissediyorum
deli gibi çarpan bu yüreği
hiç bitmeyen aşk gecelerini
yerini bulan yüce bir mutluluk
sorunlar, yaslar, evreler.
mutlu yine de, ölümüne mutlu.
kollarına aldığında beni,
sessizce bir şeyler fısıldadığında,
ah ne denli pembe görüyorum hayatı.
aşk sözcükleri söylüyor bana,
her zamankinden,
ve bir şeyler oluyor sonra bana.
giriverdi işte kalbime
mutluluğumun ortağı
sebebini bildiğim.
benimsin sen dedi.
bense onun,
yaşam boyu,
söyledi bunu bana,
hayatı üstüne yeminler etti.
ve onu gördüğüm ilk andan bu yana
hissediyorum
deli gibi çarpan bu yüreği.
bir aşk bu kadar kusursuz dökülebilir melodilere...
yıllardır çok sevdiğim bir şarkıdır.
annemle babamın evlilik yıldönümü bugün. bu şarkı çıktığında hep dans ederlerdi biraz da o sebeple bu günü seçtim bu paylaşımda bulunmak için.
şayet evlenirsem ilk dans şarkımız bu olsun istiyorum.
çok şahane...
ifade edemiyorum...
buradan dinleyebilirsiniz;
http://www.youtube.com/watch?v=8IJzYAda1wA
Etiketler:
aşk,
la vie en rose,
sen
20100115
düzensizliğin düzeni olacak adam
hayatım bir anda öyle bir düzensizleşti ki, gecem gündüzüm birbirine karıştı. yarım yamalak var olan ruh halim de buna paralel ivmeyle hareket ediyor. çok garip hissediyorum kendimi.
ne aynı ritmi tekrarlasın dursun istiyorum eskisi gibi, ne de ritim kaçırsın istiyorum hayatım. düzensiz hayat insanı değilim ben bunu farkettim bu garip yeni düzen içerisinde.
uzun bir süredir ruh halimi toparlama konusunda kendime bir faydam dokunmadığından başkalarından medet umuyorum hep. öyle yorgunum ki biri gelsin de bana çeki düzen versin diyorum. ne bileyim hayatıma onun dahil olmasıyla daha bir düzenli yaşamak zorunda olayım, giyinip kuşanmaktan, kendime bakmaktan zevk alır hale gelip şu paspal halimden kurtulayım, özünde sevdiğim bu hayattan daha bir parça daha zevk alayım istiyorum.
ama tabi ki herhangi biri olmamalı bu şahıs. herşeyimi anlatabilmeliyim mesela geçmişimi, geleceğimi, neyi niçin yaptığımı anlatabilmeliyim ve en önemlisi tüm bunları anlamalı. öyle akıllar vermeli ki ben bunu niye düşünemedim diye kendimden utanmalıyım bazen. bilmediğim bir sürü şey bilmeli mesela, ağzım açık dinleyebilmeliyim, yeni şeyler öğrenmeliyim ondan. sonuç olarak da tüm bu erdemleriyle gurur duymalıyım.
daha önce yaşamadığım bir sürü şeyi paylaşmalıyız beraber. akşam eve geldiğimde aşkla hatırlamalıyım her birini. yaptığı ufacık bir hareket, söylediği ufacık bir söz onu sevmemin ne kadar da yerinde bir iş olduğunu kanıtlar nitelikte olmalı bana.
olmalı da olmalı işte.
'ben' ve uçuk kriterleri...
benimle başım epey bir dertte bu aralar!
ne aynı ritmi tekrarlasın dursun istiyorum eskisi gibi, ne de ritim kaçırsın istiyorum hayatım. düzensiz hayat insanı değilim ben bunu farkettim bu garip yeni düzen içerisinde.
uzun bir süredir ruh halimi toparlama konusunda kendime bir faydam dokunmadığından başkalarından medet umuyorum hep. öyle yorgunum ki biri gelsin de bana çeki düzen versin diyorum. ne bileyim hayatıma onun dahil olmasıyla daha bir düzenli yaşamak zorunda olayım, giyinip kuşanmaktan, kendime bakmaktan zevk alır hale gelip şu paspal halimden kurtulayım, özünde sevdiğim bu hayattan daha bir parça daha zevk alayım istiyorum.
ama tabi ki herhangi biri olmamalı bu şahıs. herşeyimi anlatabilmeliyim mesela geçmişimi, geleceğimi, neyi niçin yaptığımı anlatabilmeliyim ve en önemlisi tüm bunları anlamalı. öyle akıllar vermeli ki ben bunu niye düşünemedim diye kendimden utanmalıyım bazen. bilmediğim bir sürü şey bilmeli mesela, ağzım açık dinleyebilmeliyim, yeni şeyler öğrenmeliyim ondan. sonuç olarak da tüm bu erdemleriyle gurur duymalıyım.
daha önce yaşamadığım bir sürü şeyi paylaşmalıyız beraber. akşam eve geldiğimde aşkla hatırlamalıyım her birini. yaptığı ufacık bir hareket, söylediği ufacık bir söz onu sevmemin ne kadar da yerinde bir iş olduğunu kanıtlar nitelikte olmalı bana.
olmalı da olmalı işte.
'ben' ve uçuk kriterleri...
benimle başım epey bir dertte bu aralar!
20100111
aşk mı?
ben hiç aşık olmadım.
güzel duygular hissettim evet zamanında. ama güzel duygulardı yalnızca. yalnızca tutkuydu onlar.
elimi ilk tutan adamı elimi tuttuğu için sevdim. ayrıldığımızda elimi tutacak kimsem olmayacağı için ağladım. yaşadıklarımıza aşık oldum, yaşadıklarımızı unuttum.
hiç bir giden benden bir parça götüremedi yanında. hiç biri benden bir parça koparacak kadar güçlü ve büyük değillerdi çünkü. sadece alışkanlıklarımı alabildiler. onlarla vedalaşması da çok zor olmadı, çünkü hepsi 3 4 haftalık alışkanlıklardı.
ben de kimseden bir parça götürmedim. onlardan alabileceğimin en büyüğünü aldım zaten. 'ben'i götürdüm. kimisi gideceğimi söylediğimde farketti hayatından neyin eksileceğini, kimisi bir müddet sonra anladı neyin eksildiğini. ama istisnasız her biri fakettiler giden 'ben'i ve istisnasız geri istediler.
sabırla bekleyenler oldu bir de. sevip de söylemeyenler, söyleyip de 'belki'lerle yaşayanlar oldu. kimisi alkolün dozunu kaçırıp hastanelik oldu başında bekledim benim hiç bir hatam olmamış olsa da, kimisi sabahlara kadar yağmurun altında bekledi, komşulara anlattı derdini. 'belki'leri olanlara hiç umut vermedim, bu yüzden hiç üzmedim onları. hiç birinin bana nefretle baktığını görmedim. aşkları sevgileri bitse de hep özel oldum onlar için.
yıllarca 'kusursuz adam'ı yarattım kafamda. onu aradım, onu bekledim. bir iki defa beklemekten yorulup bir başkasıyla mutlu olmayı denedim. tabi ki kısacık sürdü. bir süre önce farkettim ki 'kusursuz adam' yokmuş. yalnızca 'ilişkiyi kusursuzlaştıran adam' varmış. ilişkinin olmazsa olmazlarını mükemmellikle yerine getiren adam olabilirmiş sadece. 'kusursuz adam' kendini kandırmacaymış.
o adam da tabiki kusur işler, kimi zaman farkında olmadan incitir seni ama ilişkinin olmazsa olmazlarını 'sevgi'nin olmazsa olmazlarını mükemmel yapar. öyle bağlar, öyle aşık eder seni kendine. o mükemmelliğiyle örter sana göre kusur sayılan kısımları.
belki çoğu insan gibi bir düzine ilişki yaşamadım kendi doğrularım doğrultusunda, ama ne yaşıyorlarsa onlarla beraber yaşadım. her iki tarafında hatasını görebilen taraf oldum bu tarafsızlığımla. hep prensip edindiğim gibi; hata yapan taraf olmak yerine başkalarının hatalarını görerek doğruları buldum. hayatın her kulvarında bu felsefe sayesinde 'çok yaşamış'ların nasihat almak istedikleri biri oldum.
yanlış anlaşılmasın bununla gurur duymuyorum. elbet birebir içinde olmadığım için kaçırdığım güzellikler de oldu. yaşanılan hiç bir acıyı onlar kadar gerçek hissedemedim belki dışarıdan. ama o güzellikleri yakalamanın yollarını, tüm o acılardan uzak kalma yöntemlerini öğrendim.
artık aşık olma sırası bende diye düşünüyorum...
güzel duygular hissettim evet zamanında. ama güzel duygulardı yalnızca. yalnızca tutkuydu onlar.
elimi ilk tutan adamı elimi tuttuğu için sevdim. ayrıldığımızda elimi tutacak kimsem olmayacağı için ağladım. yaşadıklarımıza aşık oldum, yaşadıklarımızı unuttum.
hiç bir giden benden bir parça götüremedi yanında. hiç biri benden bir parça koparacak kadar güçlü ve büyük değillerdi çünkü. sadece alışkanlıklarımı alabildiler. onlarla vedalaşması da çok zor olmadı, çünkü hepsi 3 4 haftalık alışkanlıklardı.
ben de kimseden bir parça götürmedim. onlardan alabileceğimin en büyüğünü aldım zaten. 'ben'i götürdüm. kimisi gideceğimi söylediğimde farketti hayatından neyin eksileceğini, kimisi bir müddet sonra anladı neyin eksildiğini. ama istisnasız her biri fakettiler giden 'ben'i ve istisnasız geri istediler.
sabırla bekleyenler oldu bir de. sevip de söylemeyenler, söyleyip de 'belki'lerle yaşayanlar oldu. kimisi alkolün dozunu kaçırıp hastanelik oldu başında bekledim benim hiç bir hatam olmamış olsa da, kimisi sabahlara kadar yağmurun altında bekledi, komşulara anlattı derdini. 'belki'leri olanlara hiç umut vermedim, bu yüzden hiç üzmedim onları. hiç birinin bana nefretle baktığını görmedim. aşkları sevgileri bitse de hep özel oldum onlar için.
yıllarca 'kusursuz adam'ı yarattım kafamda. onu aradım, onu bekledim. bir iki defa beklemekten yorulup bir başkasıyla mutlu olmayı denedim. tabi ki kısacık sürdü. bir süre önce farkettim ki 'kusursuz adam' yokmuş. yalnızca 'ilişkiyi kusursuzlaştıran adam' varmış. ilişkinin olmazsa olmazlarını mükemmellikle yerine getiren adam olabilirmiş sadece. 'kusursuz adam' kendini kandırmacaymış.
o adam da tabiki kusur işler, kimi zaman farkında olmadan incitir seni ama ilişkinin olmazsa olmazlarını 'sevgi'nin olmazsa olmazlarını mükemmel yapar. öyle bağlar, öyle aşık eder seni kendine. o mükemmelliğiyle örter sana göre kusur sayılan kısımları.
belki çoğu insan gibi bir düzine ilişki yaşamadım kendi doğrularım doğrultusunda, ama ne yaşıyorlarsa onlarla beraber yaşadım. her iki tarafında hatasını görebilen taraf oldum bu tarafsızlığımla. hep prensip edindiğim gibi; hata yapan taraf olmak yerine başkalarının hatalarını görerek doğruları buldum. hayatın her kulvarında bu felsefe sayesinde 'çok yaşamış'ların nasihat almak istedikleri biri oldum.
yanlış anlaşılmasın bununla gurur duymuyorum. elbet birebir içinde olmadığım için kaçırdığım güzellikler de oldu. yaşanılan hiç bir acıyı onlar kadar gerçek hissedemedim belki dışarıdan. ama o güzellikleri yakalamanın yollarını, tüm o acılardan uzak kalma yöntemlerini öğrendim.
artık aşık olma sırası bende diye düşünüyorum...
Etiketler:
aşk,
beyaz,
bir solukta yazdım ben bunu,
çift olma hadisesi,
sen
20091203
o ki muazzam bir fotoğraf makinesi...
daha önce hiç görmediğim bir fotoğraf makinesine aşık oldum birkaç hafta önce. çektiği fotoğrafları gördüm ve bu benim için yeterli.
bir saniye olsun aklımdan çıkaramıyorum. ona sahip olmalıyım!
yarın görmeye gideceğim onu ve şu 1 hafta içinde de onu satın almaya yetecek param tamı tamına toparlanmış olacak diye umudediyorum.
istiyorumistiyorumistiyorumsistiyorum. sistiyorum ne lan hayvan ehiehi! (bkz: panik-unutma)
bir saniye olsun aklımdan çıkaramıyorum. ona sahip olmalıyım!
yarın görmeye gideceğim onu ve şu 1 hafta içinde de onu satın almaya yetecek param tamı tamına toparlanmış olacak diye umudediyorum.
istiyorumistiyorumistiyorumsistiyorum. sistiyorum ne lan hayvan ehiehi! (bkz: panik-unutma)
Etiketler:
aşk,
fotoğraf makinesi,
sahip olma isteği
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
0