20091121

çok konuşasım var!


çok konuşasım var okuyucu bildiğin gibi değil. belki de bugün itibariyle bunun 4. yazım olmasından anlamışsındır bilmiyorum.
öyle dedikodu, kız muhabbetleri yapasım yok. daha karmaşık şeyler konuşasım var. ama ağzına kadar dolu biriyle böyle. konuştukça kafamda beni yeni felsefelere sürükleyecek biriyle. öyle laflar edecek ki kendi içimde hiç alakasız şeylerle birleştirip daha önce bilmediğim yolları keşfedeceğim. bulduğum yeni yollar sayesinde düşünmekten daha da haz alır hale geleceğim.
böyle biriyle konuşmayalı öyle uzun zaman oldu ki...

şu sıralar beni en etkileyen insan temel sanat hocam. öyle dolu dolu, içi öyle yoğun bir adam ki...
derse hiç geçmesin sürekli konuşsun istiyorum. yemek de yemem, su da içmem, çişimi bile yapmam 5 saat 10 saat dinlerim onu.
okul çevremdeki muhabbetlerden hat safhada sıkıldım. sürekli geyik ve öyle mutlu eden geyiklerden de değil. çok nadir eğleniyorum bu konuşmalar dahilinde. vay be diyeceğim birileri çıkmıyor karşıma. sevdiğim insanların çoğunu onlarla vakit geçirmeyi sevdiğim için seviyorum. onlara yardımcı olabildiğim, onlarla gülebildiğim için. hiç biri de tek bir şey öğretmiyor diyemem. elbet de ki öğrendiklerim oluyordur. her şeyden önce insan karakterleri, düşünce yapıları hakkında fikirlerim oluyor. gerçi bu da insan kavramına çok daha eleştirel bakmama sebep oluyor. neyse...

kesinlikle çok bilgiliyim, çok kültürlüyüm ben çok dolu bir hatunum da kıymet bilen yok, kendime muhattap bulamıyorum imajı vermek için yazmıyorum bunları. aksine insanlar ve olaylar böyle süregeldikçe çok sığ olduğumu düşünüyorum. bilgi paylaşımına aç hissediyorum kendimi.

insanı depresyona iten başlıca faktör bu bence; bilgi paylaşımına girememek.

5 fikir fıtlatımında bulunulmuş:

gezgin bezgin | 19 Ocak 2010 01:31

Son derece olağan bir durum kendisi. An gelir, bildiğimize emin olduğumuz bir konu hakkında yeni biriyle konuşurken, aninda yok olur o bilgiler, error verir kalırız. :)

Sadece insanın karşısındakinin yanında kendisini küçük görmesiyle alakalı bir durum, kendimizi onun bilgisi altında kalmış hissederiz, yani bu konuları her zaman konuştuğumuz bir insan varsa, onun yanına gittiğimizde bir anda bilgiler dökülüverir ağzımızdan, sanki nefessiz kalıp da nefes almayı hatırlamışız gibi.

Farklı bir insan olunca da, güzel bir intiba bırakma kaygısı süregeldiğinden dolayı, kuracağımız cümleyi bin düşünüyoruz, hangi bilgilerin işe yarayacağı vs.. hatta cümleyi kurarken bile "kuruyorum, ama şu cümleyi kursam olur, aa şu da kurulabilir" gibi hissederiz, hissederiz, ve sonra "of hiç de bağlayamıyorum konuları" diyip pısarız köşeye. Halbuki bu kadar işlem yerine, aklımıza ne geliyorsa, geldiği anda çıkarmak en mantıklısı, çünkü zaten aklımızda olanlardan başka vahiyle inmez orjinal bir bilgi, bin dereyi geçmemiz gerekmez yani. :)

ben | 19 Ocak 2010 01:44

ah o kuracağın cümleyi hece hece kafanda refinerize hale getirip de sonra söylemek yok mu. çok fena çok. haklısın :)
böylesine benim gibi çok konuşan bir insanın 1 2 saat içerisinde toplasan 1 paragraf edecek sayıda cümle kurmasına sebep olan bir hadisedir kendisi. onu geçtim karşındakinin söylediğinden de bir şey anlamıyorsun yata yata güleceğin esprilere bile kasılmaktan gülemiyorsun, gülesin gelmiyor.
bu güne kadar tek bir insanın karşısında yaşadım bunu ama iyiye gidiyorum her vakit geçirmemizde :)

gezgin bezgin | 19 Ocak 2010 19:30

Sanırım karşıdakini olağanüstü bir varlık, kendimizi de o derece sıradan bulduğumuzdan dolayı bunu yapıyoruz, hani elemanlar öyle bir ışık huzmesiyle gözümüzü alıyorlar ki, biz tam olarak ne gördüğümüzü bilemiyoruz. :) Şayet herşeyin ömüre sahip olduğu bir dünyada o ışık da gitgide sönmeye başlıyor, ve asıl neyle, kimle konuştuğumuzu o zaman anlamaya başlıyoruz. :)
Aynı şekilde bizim de kendimizi aşırı derecede tutmamız, aman yanlış birşey yapmayayım kaygımız makyajı yüzümüze yakıştırmak gibi, ne kadar çok yaparsak, o kadar yüzümüzü plastikleştiriyoruz. Ama içimizde ne varsa onu sunmamız, hem daha kolay, hem daha samimi. Hem insanlar bizi tanıdıkça, makyajsız olarak nasıl olduğumuzu da eninde sonunda göreceklerinden, başında -derler ya, "ev hali", o halde olursak kolay alışıyorlar, ve seviyorlar :)

ben | 19 Ocak 2010 20:27

kesinlikle kutsal görmekle alakalı evet. ama çabuk sönüyor o etrafındaki ışık. bu iyi bir şey.
kendimi farklı aksettirmiyorum o beyin fırtınaları sırasında. yalnızca cümle ekleyip çıkarıyorum, doğru cümleler seçmeye çalışıyorum. yanlış anlaşılma ihtimalini en aza indirgemek için yapılan hareketler bunlar. yoksa istesem de farklı biri gibi davranamam, ki bunu başarıyor olsam bile kendimden başkası olmayı tercih etmem :)

gezgin bezgin | 19 Ocak 2010 21:06

Tabiki de;
Zaten başkası olmak makyajdan öte, yüzünde taktığın bir maske, zamanla insan kendi suratını bile unutur onunla, ve maskesini taktığı kişiyi oynarken de, ruhunu da kaybeder, maskesi düştüğünde ise ortaya çıkan hayal kırıklığından başka birşey olmaz. Makyajda kişi kaygılıdır, maskede kendini yok sayar. Kıssadan hisse, ben maskelere girmemiştim bir önceki yorumumda :)