20101208

yeni blog geldi anacım

1

http://topukluigne.blogspot.com/

dikiş makinesi aldım. dikiş dikmeyi bilmeyen bir tasarımcının maceralarını yakından takip etmek isteyenlere...

ahahah.

20101001

2

kafamı karıştırma hayat ben zaten yeterince dağıttım içini, ne nerde bulamayacak kadar...
0

yazamıyorum!
kafam nerde gözüm nerde bilmiyorum ki...

korkunç bir üşengeçlik var üzerimde. su içmeye gidip geldikten sonra 1 buçuk saat oturup dinleniyorum.

sims 3 oynuyorum. sürekli sürekli sürekli...

antidepresanlar bir ara etki eder gibiydi. sanırım ilişkinin cicim ayları olmasına da bağlıydı. ağzım kulaklarımda geziyor pozitif enerji kusuyordum.

moron gibiyim şimdi. oturuyorum sadece. konuşmak bile gelmiyor içimden.

düşünüyorum ama. çok, yeterinden çok düşünüyorum.
düşünüp yazamıyorum.

kendimi ifade etme sıkıntısı yaşıyorum yine.

kendine gel hatun!

20100927

0

gıcıdık gıcıdıkk gıcıdıkkkk...(ayakkabımın gıcırtıları)

geliyorum...

20100811

2

yazamıyorum. hayatımda sürekli bir atraksiyon bir karmaşa hali var. aşk var çünkü 7-24 sevgili var.
yazarım.
en kısa zamanda yazacağım.

20100723

1

aşk diye bir şey varmış benim lugatımda da.
hayal gücümün ürünü olmayan etiyle, kemiğiyle, kasıyla var olan bir adama aşık olabilirmişim meğersem.
bu güne kadar o olmadığından sevemememişim. o olsaymış her şey olurmuş.

ben bile inanamıyorum hala onun gerçek olup olmadığına. antidepresanların etkisi mi acaba diyorum. telefon çalmıyor da o karizmatik sesli adamla kendi hayal dünyamda mı konuşuyorum tereddütleri yaşıyorum.

ona sarıldığımda hepsi geçecek biliyorum. 'benim sevgilim' diyeceğim ruhumla, bedenimle.

ama zaman geçmiyor işte. gözlerine bakmayalı aylar olmuşcasına sızlıyor içim. nefes alamayacak gibi oluyorum ama nasıl oluyorsa alıyorum. onsuz nefes alabilmemi bile yadırgıyorum.

aşk işte...

neler oluyor bana hiç anlamıyorum ama içinde o olduğu için canımın acımasını bile seviyorum.

20100715

0

seviyorum.
o da seviyor.
başını omzuma yaslayıp elimi avuçlarının arasına akıyor. öyle sıkı tutuyor ki dile getiremese de gitme diyor. biliyorum.
tanıştığımızdan beri onu görmediğim ilk gün. zor geçti.
sesini duydum. yetmedi.

ben onu tanıyorum. sanki tanıyormuşum. sanki yıllardır onunlayım. o da aynı şeyi söylüyor. yıllanmışcasına bağlıyız. yıllanmış kadar tanıyoruz birbirimizi.

bu kadar şimdilik. daha sonra detaylıca anlatacağım.

ben de severmişim be blog! gerçek gerçek hem de!

20100620

2

secret yapıyorum 1 haftadır.
yapmaya çalışıyorum daha doğrusu.
tutacak bu sefer. bu sefer tutacak!

20100612

2

bir yorgunluk çöktü üzerime kadehler boşaldıkça
her yudum ruhuma doldu bu gece yine sensizliğimde
düşündüm canımı yakan her bir anımı
yine yoktun ne iyilerimde ne kötülerimde

tenin ne kadar uzak ellerime
bir solukta çekebilmeyi isterdim ciğerlerime seni bu gece
acımadım yalnızlığıma kimsesizliğime
acıtmadı kadehimdeki ıssızlık beni bu gece

parmak uçlarımdaki hissizliğe saplanan her bir iğne
sanki ruhumu deşiyor uzaklardaki o nefes,
o ten, o koku saplanıyor ruhuma en derinlerimde
cümlelerim yarım kalıyor yine sen olmadığın için yanımda bu gece

bak yine daraldı şuurum kapanıyor gözlerim geceye
bir rüya olsam hapsolsam ellerinde, bedeninde
yorulsam yine kadehler gidip geldikçe
yenilmeyecek, yine isteyecek, arayacak ellerini geçici heveslerimde

sen ki en güzel tebessümüm, nefes alırkenki cennetim
sıcak kumlara gömülü ayaklarımla içime dolan deniz kokulu adam
bir masal ol fısıltılardaki ritimde kaybolan
dolarken kulağıma, her bir hece
bir gece olsun huzurla kapatayım gözlerimi varmışcasına seninle bu gece...


böyle özledikçe yazıyorum ya sana. acaba okur mu diyorum bir gün. gün gelir de bunları okuyacak o adam yanımda olur mu.
yanımdaysan sarıl bana. sana yazdığım her bir hece için bir kez öp beni.
bil ki önemi yok hiç bir şeyin sen yanımda olduğun sürece. en alengirli sorular, hayatın attığı en büyük kazıklar çimdikler gider ruhumu.
hadi bira içelim o zaman bu gece yanımda olmanın şerefine.

NOT: biliyorum seversin birayı.
o zaman ödül olarak aldığın o bir bir yudumdan sonra soğuk dudaklarınla öp beni bu gece.

20100607

2

tam dedim çınarcık maceramı yazayım yağmur şiddetlendi.
şimdi bu güzel anı değerlendirmek üzere koşar adım yatağıma gidip uyumaya çalışıyorum.
yarın anlatırım artıkın.

ben yağmur sesini çok seviyorum evet.
toprak kokusunu da.
ama en birinci sevdiğim deniz.
(bkz: deniz kokusu, deniz altı, deniz üstü, deniz kıyısı, deniz manzarası, deniz kızı, deniz yıldızı, deniz kabuğu, deniz anası...)

uyudum.

aaaa bi dakka!
NOT: DENİZ HIYARInı da seviyordum bir ara ben. ahahah.

20100603

2

kıskanıyorum seni.
çevrendeki herkesten seni kıskanıyorum.

sabah uyandığında yarı kapalı şişmiş gözlerin, dağınık saçlarınla ilk 'günaydın'ını bahşettiğin seni ilk gören bakkal amcadan kıskanıyorum.

kalbinin sesi kulağında, göğsüne yatmış uyuyan, ellerini üzerinde gezdirdiğin kedinden de kıskanıyorum. biliyorum seviyorsun onu.

doğumundan itibaren an ve an yanında olmuş, ilk kelimelerini duyup ilk adımlarını görmüş, minicik ellerini tutup şaşkın suratındaki gözyaşlarını silmiş, seni sen yapmış o anneyi babayı kıskanıyorum.

kaldırımda yürürken yanından geçen insanları kıskanıyorum. nasıl olur da ben seni göremezken onlar görebilme lüksüne sahip olurlar.
onlardan biri ben olmalıydım bugün diyorum.

dokunduğun her şeyi, gelip gidip baktığın o aynayı, seni güldüren o dizileri kıskanıyorum ben.

yastığını da kıskanıyorum. koyma başını ona!
en masum halinle bütün gece üzerinde uyuduğun, kokunu bıraktığın o yatak...
ömrün boyunca sana en çok sarılan o yorgan...
kıskanıyorum.

bensiz geçen her anında öğrendiklerini, gördüklerini, duyduklarını, çevreye verdiğin bütün tepkileri bilmek istiyorum.
nelere gülüp neleri anlamsız bulursun bilmek istiyorum. sana dair hep hep hep daha çoğunu bilmek istiyorum.

ben seni seviyorum...

NOT: sana olan sevgimi bile kıskanıyorum. bana olan sevgini de kıskanıyorum.
bir gün bana olan sevgini benden çok seveceksin diye korkuyorum.

tatil öncesi beyaz peynir rengini yok etme harekatı

2


çınarcık'a gidiyoruz yarın.
üçbinbeşyüzatmışsekiz yıl sonra yeniden yüzücem.
rabbiiiim!

neden su yosunu falan olmadım ki ben. ya da karetta karetta falan...

biton güneş kremi aldım. bir de sivrisinek kovucu sprey.
orada sivriler var mı yok mu bilmiyorum aslında ama işimi şansa bırakamam. koca yerde mevcut 2 3 sinek dahi gelir beni yer. onu çok iyi biliyorum!

güneşlenmeyeceğim de. hiç hacet yok buna. zaten derim sera etkisi yapıyor. soğuruyorum bütün ışınları ciğer gibi oluyorum. kremlenirim bir girerim denize dönünceye kadar çıkmam.

'tatil öncesi beyaz peynir rengini yok etme girişimleri 1' olarak yürürlüğe geçsin bu harekatın adı.

deniz! nınınını...

20100601

0

'o elini d.tüne sokarım sürahi gbi dolaşırsın' ömrümde duyduğum en güzel argo yahu.
bu kadar da güzel sövülmez ki.
böyle sövülemez zaten.
ben gülerim şahsen bu lafı ettikten sonra.

belki bir gün biriyle çok fena taş.k geçerken söyleyebilirim piçliğine.

onu bunu bilmem de hala yuvarlanıyorum ben bu küfür beynimde döndükçe.

20100518

0

bugün kimseyle ortak bir paydada buluşup konuşamamaktan, düşünmeyi bilmeyen insanlara bir şeyler katmaya çalışmaktan, kendimi gülmek zorunda hissettiğim için gülümsemekten, çevremdeki insanların neredeyse tamamıyla fikir (hani nerde?) paylaşımında bulunamamaktan yakınırken telefonum santrale döndü bir anda. gerçekten bir anda. bu konu kapanır kapanmaz hemen ardından hem de.

önce burak aradı yarım saate yakın konuştuk. ardından deniz aradı (arkadaşım olan, aklını yitirmiş olan deniz değil) onunla da epey lafladık. onun ardından elif aradı, yanında atacan ve kaan varmış hepsiyle konuştum. sonra dedim ki 'ne güzelsin sen tanrım!'.
tüm çok sevdiklerimin, hep yanımda olsun istediklerimin sırayla araması...

ismin önemli değil. tanrı da desem, allah da desem bana hissettirdiğin duygu hep aynı. beni sevişin hep aynı senin.

ne çok seviyorum seni, ne çok!

en büyük duam fikirsizlere fikir, akılsızlara akıl, beynini şer'e yormaktan başka bir şey düşünmeye fırsat bulamaz olmuş bu aciz ruhlara bir parça güzellik ver. ver ki hayat daha yaşanır olsun benim açımdan.

varsın ya iyi ki, daha iyisi olamaz benim için işte.

20100517

0

an itibariyle deniz zıvanadan çıkmış vaziyette. her önüne gelene saldırıp kırıp döküyor, herkesi her şeyi mümkün olduğunca sivri bir dille eleştiriyor.
ciddi sorunları var. hem de çok ciddi. ama 'ben deli değilim' inkarcılığındaki kafa yapısında.

elimden geldiğince umuruma takmama kararı alıyorum şu an. çünkü o kırdıklarından biri de benim.
benim eşek kafam önemseyip de ne ararsın sen o herifi. hiç tanımıyor hiç bilmiyorsun sanki!kimden akıl almış ki şu güne kadar senden alsın hem. bırak ne hali varsa görsün yahu!

tamam bıraktım.
'ölüyorum' dese 'git bi bak ölüyormuş' diyeceğim bundan sonra.

20100516

0

çok bilen biriyle konuşmaya ihtiyacım var.
ama çok bildiğini sanan değil gerçekten çok bilen. yalnızca bildiklerinin farkında olan ama bununla az böbürlenen.
aslında konuşmaya değil de daha çok konuşturmaya ihtiyacım var.

bana konuşmayı düşündürtmeyecek kadar çok bilen birine ihtiyacım var.

20100515

son havadisler

0

geçen cuma kurban konseri içün kalktım izmir'e gittim. aklı selim halimle ilk gidişimdi hem de izmir'e. balıkesir'de otobüs mola verdiğinde Burak'ı aradım. epey bir süre ciddi olup olmadığımı sorguladı, kabullenmesi ile beraber mutlu oldu güzel adam. ben de mutlu oldum mutlu olmasına tabi.
9buçuk saatlik yolculuğun ardından düşerek indim resmen otobüsten. buca'daki ilkokul arkadaşımın evine bavulları bıraktık apar topar hazırlandık ve bornova'ya geri döndük. kapı açılış saati 9 olduğundan kurban saat kaçta sahne alacak olursa olsun 'en önde olma' sevdam sebebiyle 9da ooze venue'deydik. 3buçuk saat boyunca ayakta hayatta en keyif aldığım zaman zarfını bekledim. (sigara içerken 10dkk bankın üstünde kestirmemi saymazsak)
kurban'dan önce bir alt grup çıktı 'çirkef'. güzel seçilmiş parçaları güzel coverladılar. direc-t'in hasret parçasında (hani sözlerinin deniz yılmaz beye ait olduğu) vokal değişikliği oldu basscı geçti vokale. şarkının bir kısmında sahnenin en önünün ortasından ona eşlik etmekte olan bu bayanla 15sn civarında sürdüğünü tahmin ettiğim bir göz temasına girdi ki 'noluyor yahu' tepkisi vermeme sebep oldu. her nekadar var gücümle eğleniyor olsam da beni kurban'dan başkası bağlamaz ki adamı da kesmedim yani hiç öyle gözlerimin içine kilitlenmesine sebebiyet versin. (ondan sonra karar kıldım fena değilmiş aslında eleman lakin o 15snden sonra bir daha yüzüne dahi bakmadım)
kurban çıktı. sahne performanslarını, konserin tadını, onlar sahnedeyken oluşan mekandaki atmosferi methetmeyeceğim hiç biliyorsunuz zaten. ne kadar fazlasını hayal edebiliyorsanız en az o kadardı.
Burak'la bir gülücük yarıştırma halindeydik konser boyunca. deniz'in izmir konserinde benimle karşılaşma ihtimalini hiç tahmin etmediğini biliyordum. haberi de yoktu gittiğimden. saçlarımı kısacık kestirmiş olmama rağmen 2.şarkıda farketti beni. son derece dumur bir surat ifadesiyle kaş göz yaptı 'hayırdır' dercesine ben de omuz kaldırdım 'öyle işte' gibisine. bir kaç parça sonra konser esnasında gelip elimi tuttu bildiğin böyle şarkı söylerken falan. gerçekten 1dakika kadar öyle mi kaldık yoksa bana mı o kadar uzun geldi bilmiyorum. önce ciddi manada şaşırdım ama karşımdakinin deniz yılmaz olduğunu düşünerek yadırgamadım.
bak şimdi o değil de esas olayı anlatıcam; konserin bitimine 3, 5 şarkı kala (ve yine konser esnasında şarkı arasında falan da değil) kulağıma eğilip 'konserden sonra ne yapıyorsun?' diye sordu aşırı cesur adam 'arkadaşıma gidiyorum' dedim. geri çekilip yüzüme sertçe baktı 'peki' dedi.
aylardır konuşmuyorum seninle yahu. bu ne cüret! izmirlere onun için gittiğimi falan da düşünüyor olamaz, yüzüne bakmadım konser boyunca. öyle ki kerem'e özgür'e burak'a tezahüratlar edip performanslarını alkışlara boğarken tek bir kere ağzımdan 'deniz' kelimesi çıkmadı.
kendini öyle çok seviyor ki... kimseyi kendisi kadar sevmiyor belki bilincinde değil ama.

neyse konser bitti yaklaşık 30 saatlik açlığın üzerine 8 adet bira içmiş olduğumu yan yan yürüdüğümde farkettim.
deniz tarafından 'gel aybüke' şeklinde kulis kapısından içeriye alındım ve dosdoğru burak'ın yanına gittim. 1 saatlik hıçkırma nöbetimin ilk 15 dkk'sında burak'la konuşmaya çabaladım fakat takdir edersiniz çok başarılı bir iletişim olmadı. neyse fotoğraf çekildik ıvır zıvır çıktık.
izmir'de de nabruk'daşlardan mehmet diye bir arkadaşım vardı ki 3 yıldır muhabbetin bokunu çıkarmamıza rağmen yüz yüze görüşememiştik hiç. sarhoşluğuma kızıp oradan oraya çekiştirdi, azarladı bir süre. pek emin olmamakla beraber biz onunla tartışırken yanımdaki arkadaş kurban'ın ses teknisyenleriyle muhabbete başlamış. yanıma geldi istanbul'a dönüyorlarmış 2 araba para vermeyelim hadi biz de gidelim dedi 'hee iyi olur' dedim o kafayla. mehmet'in 'saçmalama! gitme!' yakarışlarına müteakip triplerini bastırmaya çalışarak taksi bulup buca'ya bavulları almaya gittik. giderken taksinin penceresinden aşağıya kustum 2 kere. (anla işte o derece sarhoştum) kusmak da denemez aslında biradan başka bir şey çıkmadı ağzımdan. bildiğin şeffaf bira yani. öyle ki yanımdaki arkadaş dışarıda yüzümü yıkıyorum sanmış.
neyse bavulları aldık taksiye 70tl bayılıp döndük bornovaya. ben burak'ın yanına gitmeyi akıl ettim o kafayla kendimi kutluyorum bu hareketimden ötürü. öğrendim ki ertesi gün öğlen uçakla dönüyormuş onlar. resmen ilayda'yı kafalamışlar onlarla gelelim diye. dumur oldum kaldım elimde bavullarla. 'e gitmeyin siz de' falan dedi burak bavulları gösterdim. sağolsun minibüsün kapısına kadar götürdü bizi 'kızlar size emanet' dedi.
yola çıktıktan sonra tahmini bi yarım saat oturdum. o arada burak'la konuştum zaten telefonda sonra arkadaki koltuklardan birine gittim yattım. kafamı koyar koymaz da uyudum.
uyandığımda istanbul'a 1 saat falan kalmıştı. alkolün etkisinden bir parça kurtulduğum için şiddetli bir üzüntü kapladı içimi izmir'den çok erken döndüğümü düşünerek. daha kordona gidecektik, 1 tepsi midye dolmayı 20tl'ye yiyecektim, kilosu 2tlden sulu sulu kocaman erikler alacaktım. kötü oldu. hala kızıyorum kendime.

dün de bizim fakültede sergi, canlı müzik falan vardı. göztepe kampüsündeki bahar şenliğinde alkol tüketiminin yasak olduğunu öğrendiğimizden hem alkol stoğu yaptık hem de tanıdık yüzlerin arasında olmanın huzuru ile rahatça dağıttık. athena konseri için göztepe kampüsüne geçtik akşam 10 civarı 7 kişi bir taksiye doluşmak suretiyle. meydana konserin başlamasına 10 dkk kala girdik. ilerleye ilerleye sahne önüne kadar geldik en az 700-800 kişiyi arkamızda bırakıp. (ben bu içimdeki sahne önü aşkına hayranım arkadaş ya) sıcaktan birbirimize yapıştık tabi o kalabalıkta tepişmekten. bir ara arkadaşın omzuna oturdum (ki 2. defa yapıyorum bunu) o kadar eğlenceli bir şey olamaz! çocuğun da maşallahı varmış omzunda benimle bile hopladı, zıpladı durdu. en önde olmamıza rağmen etten duvar ördüğümüz için sövdüler muhtemelen arkadakiler ama çok da umurumda olmadı açıkcası. ne yapayım kardeşim 1.60 küsur boyla sahneyi görmeyi bırak nefes alamıyorsun bir defa o kalabalıkta.

aman öyle işte. anlatacağım bir şeyler daha vardı da hatırlamıyorum şimdi. pek de bir çok yazdım zaten azmedip okuduysan ne mutlu bana.

kurban konserinden beri de sesim kısık, öksürüyorum da. hala geçmedi. böyle 'her cuma bir konser' modunda gezmeye devam edersem geçmeyecek de zaten.

hadi başbaş.

20100509

0

dur anlatacağım izmir maceramı.

20100505

2

kafam delindi diyorum beaağ!
kollarım ekmek gibi kızardı diyoruuum!
boynumun sol tarafı pembe doğum lekesi gibi sağda hiç bişey yok diyorum!
diyorum ki canım yanıyor!
şşşş!!

şefkat göstersenize lan!

20100504

kafa yarığı & güneş yanığı

0

tasarıma giriş procesi olaraktan uçurtma yaptık. lanet gibi son gece paraladım kendimi. bugün acıbademde hiç görmediğim yeşillik bir tepe varmış. oraya çıktık sınıfcanak. ilkokul bebeleri gibi ellerimizde renkli renkli uçurtmalarla.
deli gibi tozu dumana kata kata koşturduk oralarda uçurtmamızı uçutturiciiz de not alıciiz diye. uçmadı benim barış yıldızım önce. ben koşuyorum o arkamdan yürüye, sürüne geliyor ama ben hala inatla koşuyorum ipini asıla asıla. bu inadım sebebiyle parçalandığıyla kaldı tabi. kızdım oturdum.
daha sonra imdadıma onur yetişti el attı. yırtılan yerlerini falan onardık. biz bunlarla haşır neşir olurken sivri zekalının biri uçmayan uçurtmaların kuyruğuna ağırlık olarak taş bağlamayı akıl etmiş. uçurtması uçmayan herkes taş bağlıyor altına. ortam savaş alanına döndü bir anda resmen. mervem de bu tuzağa düşüp uçurtmasının kuyruğuna taş bağlayıp, uçurtması üzerinde hakimiyet kurmaya çalışırken oturduğum yerde uçurtmasındaki taşla kafamı deldi. baya deldi yani bildiğin. böyle bakıyorum artık alnımın kenarından oluk oluk kan sızacak, boynumdan akıp tişörtümü kana bulayacak dirseklerimle kendimi çeke çeke okula varacağım falan diye ama olmadı. kafam kalınmış. minik kanadı. ama canım çok yandı utanmasam ağlayacaktım o kadar insanın içinde o derece.
söylenip durdum orada amele yanığı olacağım diye. ben biliyorum çünkü kendimi. 5 dkk elimi güneşe uzatsam pembe olarak geri alıyorum. nitekim eve gelince farkettim ki dirseklerimden altım pembe. boynumun sol tarafı pembe sağ tarafı beyaz. çok şekilli amele yanığı oldum yine. nalet olsun benim tenime!
cuma günü İzmir Ooze Venue'da KURBAN konseri var. içimdeki KURBANCANLIPERFORMANS isteğini 21 Mayıs Haliç Üniversitesi'ndeki konsere kadar dizginleyemeyeceğimi farkettim. gideceğim izmir'e. evet. çok bıktım zaten bu aralar buralardan.
yanlız bu aralar çok sık yapmaya başladım bu 'anlık karar verme' işlerini. çat gidip dövme yaptırıyorum, çat gidip saçımı kestiriyorum, çat dilimi deldiriyorum.

manyak olmaya başladım.

NOT: Burak'ımığıyla konuştuk bu arada. ama az konuşabildik. tekrar araşmak üzere kapattık telefonu.
Deniz'e çok kızığım hala!
NOT2: uçurtmam uçtu! hem de çok tepelere. ipini bırakıp azad ettim. adını da Barış koymuştum zaten. (benim Barış'ım yıldızları çok sever hem ondan, hem de beyaz olduğundan) bir evin çatısına takılmış ipi biz okula dönerken hala uçuyordu. canım oğlum benim!

20100428

filaş haber

0

aman tanrım!
günahını aldım adamın. breh!
feysbukunu kapatmış.
ankara konseri epey sıkıntılı geçmiş. sahneye 3 saat geç çıkıp 1 saat bile kalmamışlar sahnede.
konserden sonra Burak seyircilerin arasına karışıp üzgün olduğunu şahsen daha fazla sahnede kalmak istediğini söylemiş.
Deniz bir haltlar karıştırmış yine sanıyorum ki millet kin kusuyor şu anda ona.

eh olacağı buydu ama. ben dedim mi? dedim evet.
millet her bir şeyin farkına varacak bir gün dedim. hatta Burak'a da dedim bunu. yarın eskişehir konseri var gecenin bu saatinde arayamayayım dedim ama kaç gündür aklımda.
canı epey sıkkın olsa gerek.
hiç kıyamıyorum bu adama da melekten bozma bir şey olduğundan.

Burak'la konuştuktan sonra olayın iç yüzünü yazarım yine.

Deniz Yılmaz yazık ediyorsun gruba. kes şunu artık!
0

ahahah deniz yine silmiş feysbukundan beni. engellemiş de bu sefer. ahahah.
adam ölüm yahu!

şunlar için uğraşıyor, zaman harcıyor ya daha da bişey demiyorum.

yazı

0

ne biçim de hiç bişey yazmıyorum.
kendimle konuşmaya biraz daha fazla ağırlık veriyorum son zamanlarda. halbusi kendimden çok rahatsız oluyorum. çok gereksiz, çok boş konuşan bir ton insan yetmezmiş gibi ben de onlaradan olup kendi kendimi yoruyorum.

'eve gidip kafamı dinleyeceğim biraz' derler ya hani. insanın kafasını dinlemesi için eve gitmesine gerek yok kanımca. benimki gayet kalabalık ortamlarda da avazı çıktığı kadar konuşuyor kendi içinde.

rahatsızım içerideki konuşan hatundan.

dövme yaptırdım, belime gelen saçlarımı kısacık kestirdim ama depresyonda değilim hayır. aynı hayat, aynı zorluk, aynı katlanma çabası ve (iyiki) güzelleştirmeye çalışan bir avuç insan...

panik atağımın belirtileri şiddetleniyor yanlız o sıkıyor biraz canımı.
ölmek en büyük korkum haline geldi öyle ki bir saniye çıkmıyor aklımdan. boğazımı kurutuyor, nefesimi kesiyor.
koruma falan tutucam; böyle magnum silahları olan, izbandut gibi 5 10 tane siyah giyen adam.
çok param var sanki...

kendini susturabilen varsa benim kendimi de sustursun lütfen.

20100418

0

görmekten bıkmayacağım bir yüzün, ruhumdaki karanlığı yıkayacak bir gülüşün ve avuçlarlarımı hapsedecek ellerin olsun.
onların canımı acıtacak sözlerini unutturacak gözlerin...
kolların olsun göğsünde beni nefessiz bırakacak.

bir deniz kenarı olsun. dalga sesleriyle karışan fısıltılarım olsun kulağında. kokun karışsın denizin kokusuna. işte en sevdiğim koku olsun.

beyazlığımı kirletmeyecek kadar temiz olsun ellerin...

öyle bir anı ol ki gözlerimi kapattığımda kirpiklerim ıslansın. yada son kapatışımda içimde gölgen kalsın.

adın olsun bir de,
bir de adın olsun senin.
adın olsun en güzel sesimle sesleneceğim...

konuş benimle!

20100417

aman piyasaya dikkat!

1

pek sevgili izleyicilerim bu sefer girişi, gelişmeyi, sonucu bir yana bırakıp direk konuya dalmak istiyorum çünkü fevkalade gazım şu anda bahsedeceğim konu hususunda.
sakınlıkla (bakın özellikle sakınlıkla) bir müzisyeni, artisti, futbolcuyu v.s. tanımadan hayranı olmayınız. hayranlığınız yaptığı işle sınırlı kalsın çok rica ediyorum.
kafanızdan şahane meziyetler ekleyip o adama yapıştırmayınız. çok acı ama öyle bir dünya yok malesef. devasal bir hayal kırıklığı yaşayacaksınız sonra benden söylemesi.
ropörtajıymış, canlı yayınıymış, konser performansıymış hepsi hepsi oyun arkadaşlar. özellikle müzik piyasası için söylüyorum bunu ki bir şekilde içine dahil oldum o piyasanın, azımsanmayacak derece sahte yüzler var.
tam tahmin ettiğim sevimlilik ve samimiyette bulduğum insanlar yok mu? onlar da var elbet (bkz: Burak Gürpınar-Kurban, Barış Orhan-Deja-vu) ama söylediğim gibi çok azınlıktalar.
günlük hayatımızda bile milyon tane karakter bozukluğu olan insan varken çevremizde o piyasanın içinde de olayların aynı şekilde yürüdüğünü (belki şahit olduklarımızdan çok daha iğrenç şekilde yürüdüğünü) kabullenmekte zorlanmayın arkadaşlar.
ve ve ve esas can alıcı kısma geliyorum;
şarkı sözlerinde anlattıkları, isyan ettikleri konuların başrollerinde bizzat kendileri yer alıp, kin kustukları karakterleri kendileri oynuyorlar. inanın o ince hisli, o detaycı, o uç noktada zeki, o eleştirel adam değiller yüz yüze geldiğinizde.
özellikle bayan arkadaşlar için söylüyorum tüm bunları; canınızı yakmak için bir saniye düşünmeyecek kadar yüksek egolara sahip bu adamlar ve inanın kasıtlı olarak o denli ince ruhlu, duyarlı adamlarmış gibi davranıyorlar. yoksa satmaz arkadaşım o albümler. 'öfff iyi saçmalamış. 'O' hayatta öyle bir adam değil.' demeyin. en azından 'O'nu yeterince tanımadan demeyin. o kadar klavyenin tuş takımını harabediyorum burda; birileri de benim gibi kendini 'zeki, uyanık' sanıp kör gözüyle gidip duvara toslamasın diye.
hem hem hem ananız mıyım, babanız mıyım nan! allahalla! sallamayacaksan, sallama kardeşim. hayat senin hayatın. ciğerini söksünler yerinden. yaşayarak öğren.

eklemek istediğim son bir şey var ki onu da yaşıyorum şu anda. bir grubun 1 yada 2 elemanın karakterinden haz etmiyor olabilirsiniz albümünü alıp, konserlerine iştirak ederek onlarla akraba olmazsınız. gidin müziğin tadını çıkarın. grubu desteklemeye devam etmelisiniz çünkü bizim ilgilendiğimiz kısım olayın müzikalitesidir. bırakın o karaktersiz arkadaşlar ettiklerini bulup kendi pisliklerinde boğulsunlar.

kustum. bitti.

SON

NOT: Burak'a öyle bir sarılır, öyle bir sıkarım ki ben...
kesinlikle olması gerektiği gibi doğru düzgün bir adam. tam anlamı ile 'adam'.
o piyasanın içinde 15 yılını geçirip böylesine sağlam karakterli olduğu için tebrik ediyorum cancağzımı.

20100412

0

çarşamba günü Burak'la buluşacağız. 'hayatımda olmalı' dediğim ikinci insandı (hani deniz gitti ya) artık en birinci o.
geçen hafta aradı tam 1 saat telefonda konuştuk ki ikimiz de şaşırdık bu hadiseye. ilk telefon konuşmasında nasıl iki insan 1 saat boyunca konuşur düşüncesinin akabinde kikirdedik. gerçi yüz yüze konuşmuştuk zaten ama hepsini toplasan ancak 1 saat eder.
gülüyorum ben o adama çok. ses tonu, mimikleri ve esprileri ciddi bir ahenk içinde. o kadar samimi, o kadar içten, o kadar sevimli olabilir bir insan ancak. adamı düşündüğümde mutlu oluyorum resmen. içim gülüyor.

rüyamda görmüş idim geçen sene. esprileşip gülüyorduk karşılıklı. sonra uyurken attığım kahkahanın sesine uyandım ki daha önce ne uykumda konuşmuşluğum falan bile yoktur. nefes alıp verişim bile duyulmaz.

öyle bir şey işte Burak.
sevgi pıtırcığı oldum şu anda bunları yazarken. birazdan somut olarak da sırıtmaya başlayacağımı düşünerekten kısa kesiyorum.

sayesinde ruhumun bir ucu ışık saçıyor bu gece.
0

okuldan döndüm. evimin merdivenlerini iniyorum birer ikişer. ilk defa apartmanın ışığını yakmayı unuttum (adımı hala hatırlıyorum) o sebeple temkinliyim. son basamakta duraksadım. evimin kapısının önünde poşetimsi, paketimsi bir şey var sanki.
karanlık. gözlerimi kısıyorum ama seçemiyorum. son basamağı inip hemen uzandım ışığa. kafam yerde, gözlerim kapının önünde.

çiçek mi?

kapının önüne bırakılmış beyaz gelinliği ile bir buket papatya...

ayakkabılarımı çözmedim. hatta kapıyı dahi açmadım. müzik çalarımı cebime tıkıştırırken üzerine iliştirilmiş olması muhtemel notu aradım.
ayakkabılarımı çözerken ağzımla üzerindeki toplu iğeyi söktüm ve el çabukluğu ile zarfı açtım.

''Papatya'ları seveceğini düşündüm XXX''

çok ince bir davranış. çok çok kibar, hoş bir jest.
ender rastlanan türde bir XY kromozomu.
bir erkekten aldığım ilk çiçek. (evet daha önce kızlardan almıştım hep. ince fikirli oluyoruz genelde biz)
ve evet papatya en sevdiğim çiçek.

mutluluktan ölmem gerekirken, sevinemedim.
kalp atışlarımdan başka bir şey duyamaz hale gelmem gerekirken içimdeki sancı ile yüzleşmek zorunda kaldım.

şimdi;
notun bulunduğu zarfı çiçeğin sarılı olduğu kağıda sabitleyen o iğne...
iyilik yaptığını sanıyor zarfa. kağıda tutunsun düşmesin diye orada o.
fakat zarfı iki yerinden delmiş. farkettin mi bunu?

ne demek istediğimi anlayacağını düşünüyorum.

üzgünüm...

20100411

6

ben gitmeliyim artık.
gerçekten gitmeliyim.
bana ağır hayat. ben hayata ağırım.

o kazansın bir kere de. güçsüzmüş, çelimsizmiş, o kadar olgun değilmiş, büyümemiş meğerse desinler.
herkes konuşsun arkamadan.
nasılsa ben yokum.

ben yok olayım artık.
artık olmayayım.

benim varlığımla hayat daha zor. hayatın varlığıyla ben zorum.

sevmiyorum seni hayat. seni sevmiyorum. tıpkı senin beni sevmediğin gibi ben de seni sevmiyorum işte.

ne olur gideyim bu gece. iznim olsun bu. bu hayatta sahip olduğum tek lüks olsun.
hiç olmamış olayım. kimse tanımamış, sevmemiş, görmemiş olsun beni.

olmayayım artık olmayayım!

20100408

0

hayal kırıklıklarımı kendim yaratıyorum ben aslında.
nasıl oldu da bu kadar geç farkedebildim bunu bilmiyorum ama sonunda farkettiğime seviniyorum.
hayal kurmaktan değil ama insanları hayal dünyamda kurmaktan vazgeçmeliyim.
kusursuzu kendim yaratma çabasından vazgeçmeliyim ki insanları oldukları gibi sevebileyim.

hiç biri senin düşündüğün gibi değil işte. 'öyle' değiller onlar. bir tanesinin yarısı bile öyle değil ki. kandırıyorsun kendini.
istediği dünyada yaşama hakkı tanınmıyor kimseye neden sana tanınsın.

bir düşün; bir değil, iki değil, üç değil bu kendi dünyandaki kendi insanlarını yaratma hadisen.
gözlerini kapatıp, kulaklarını tıkayıp canının istediği gibi görmekten vazgeçmelisin artık insanları.

bir an önce kendinle bu tehlikeli oyunu oynamaktan vazgeçmelisin yoksa insanları sevmemeye devam edeceksin.

20100406

0

sen kalıcı bir umutsun bu gece aklıma düşen.
sen varsın
sen gerçeksin.

bir yerlerlerimde senden bir iz var
sende eksik olan her bir parça nakşedilmiş üzerime.
ve ben hala nefes alabiliyorsam bu gece
sen yaşıyorsun bir yerlerde.

bir zaman ki belki yarın, belki hayatın bitimine çok yakın avuçlarının içinde kaybolacak ellerim.
kolların bir daha çözülmemek üzere sararken bedenimi tanıdık gelecek kokun
ve o zaman anımsayacağım saçlarımın arasında kaybolan yüzünü, milyon kere gördüğüm rüyaların bir karesinden.

geldiğin zaman kısa süreli bir 'ben'lik yaşayacağım gerisi 'biz'liğin en yoğun hali...
ve belki son defa ciğerlerime çekip de veremeyeceğim o nefesde salt senin kokun olacak o gün geldiğinde.

ve son deniz

0

bir aşk...
ilk aşk...
ne denli büyük sevebileceğini anladığın ilk aşk...
hayatın olmuş bir aşk...

bir gün biter.

kendi dünyanda yarattığın, şarkılarda anlattığın adam hiç olamayacaksın deniz yılmaz. senin adına üzgünüm.

bu son deniz yılmaz. hem senin için hem benim için. yazık sana. yazık bana da...
hiç farkında olmadan, son derece habersiz olarak beni büyüttün. beni senden daha çok büyüttün. ya da ben senin aşkınla büyüdüm, kendim büyüdüm. bu yüzden teşekkürler sana değil bana deniz yılmaz.
36 yaşından sonra dilerim benim yaşıma gelirsin bir gün, benim kadar büyük sevmeyi öğrenir hayatı benim kadar iyi tanırsın.
çünkü sen değilsin şarkılarında anlattığın. insanlardan, hiçe dönmüş dünyadan müzdarip olan aslında sen değilsin. sen ayak uyduransın. sen o insanlardansın, o hiçe dönmüş dünyadansın. ve ben ne o insanlardan biriyim ne de o hiçe dönmüş dünyanın izleyicisiyim.
yazık sana adam!
hiç umudum yok ki belki bir gün büyürsün...

20100331

0

cuma günü annem ve halam gelecekler, pazara kadar benimleler diye sevinirken bugün annemin hastalandığını öğrendim. acile götürmiş babam. çok üzüldüm. hatta annemle konuşurken ağladım bile. sesi çok kötü geliyordu.
inşallah yarın akşama kadar iyileşir.

yorum yazmıyorsunuz bari dua edin benim için lan.

kedime hamsi aldım bugün. pişirdim, bayıla bayıla yedi, ben de anası olaraktan pek mutlu oldum. gerçi mutfağım leş gibi koktu ama olsun havalandırıyorum. geçer.

boğazıma kadar ödeve gömüldüm. birini teslim ediyorum bir başkası çıkıyor. hepten kafayı yiyeceğim.

sağım, solum, önüm, arkam 'Kurban'!

bu kadar...

20100330

0

ve 'uyu da güzelleş' bir bahane bence.
insanların ciddi anlamda büyük bir kısmı uykuda güzel zaten.
konuşmuyorlar çünkü.
düşünüyorlarsa bile o düşüncelerle başkalarına zarar veremiyorlar.

insanlar konuşurken çirkin çünkü.

baş'satan'dan (başyatan, başbatan...) başlamak üzere ben ölünceye kadar uyumalarını dilediğim insanlar listesi yapmalıyım.

hem uyuyunca güzelleşirsiniz ki.

ruh kemoterapisi pisi pisi gel pisi pisi

0

kanser de tek bir hücreden ibaret değil midir önce?
son sürat sarmalar da sonra vücudu öyle ölüme sürüklemez mi insanı?

o zaman sormayın artık bana neden durgun, neden yorgun, neden bu denli bıkmışsın hayattan diye.
işte aynı şekilde ruhumu sardı tüm sıkıntılar benim de.
yok söyleyebileceğim bir sebep.
yok tek bir nedeni.

ruhumun üçyüzaltmışsekiz saatlik kemoterapiye ihtiyacı var şu sıralar.
0

isimsiz geçen her günde aşkından bir parça koparıp 'seviyor, sevmiyor' yaptım. ve baktım ki sonunda ne aşk kalmış avuçlarımda, ne de sevgi.
şimdi söyle bana hata bende mi, yoksa beni buna mecbur eden sende mi?

20100328

tekerleme

0

mucize yaratamazsın istesen de.
mucizeler kendiliğinden olur mucize isteyen zihinlerde.
mucize zaten senin hayatına girmeyecek bir hadise
ama seni sevmiş olmamam zaten başlı başına bir mucize.

20100327

silüet

0

yanımda bir silüet
gözlerimi kapatıyorum açıyorum
yok...
bir silüet yanımda
her yerde yanımda
beyaz bir silüet...
temiz berrak bir silüet bazen yanımda
gözlerimi kapatıyorum açıyorum
yok...
bir silüet yanımda
kolları belimde
sıcak sanki
gözlerimi kapatıyorum açıyorum
yok...
bir silüet yanımda
beni kollayan sürekli yanımda
bir silüet...
konuşmuyor benimle
ama bana aşık bir silüet
her gece yanımda
gözlerimi açıyorum kapatıyorum
yok...
yalnızlığımda
bir silüet yanımda
gözlerimi açıyorum kapatıyorum
hala orada
gözlerimi açıyorum kapatıyorum
aşık olacağım adam yanımda
ne bir silüet, ne bir rüya.
0

değer vermek?
değer görmek?
sahte olmak?
dürüst olmak?
çok sevmek ama aşırı çok?
yüceltmek karşındakini, kendini prenses peri falan sandırmak?
sandırandan daha iyisini belki de bulamamak?
belki de bulmak?
kahrolmak mı?
hayatında ilk defa pişman olmak mı?
yoksa kaderine razı olup oturmak mı?
ev kızı olmak?
sperm bankasından çocuk yapıp hapse girmek?

uff!
çorba...

20100326

KURBAN- Sahip ÇIKTI!

4


sonunda beklenen albüm çıktı. hafta başında Unkapanı'ndan dağıtıma başlandı.
söylenecek tek bir söz bulabiliyorum 'taş gibi' bir albüm olmuş.

önce albümün soundundan bahsedeyim;
eski Kurban soundundan çok daha sert bir Kurban görüyoruz karşımızda bu kez. rock-metal bile diyebiliriz aslında bu albüm için.
Sahip albümünün masteringi, amerikada metallicanın masteringini yapan şirket tarafından yapıldı. sanırım albümün sertliğini tahmin edebilmeniz için en açıklayıcı bilgi bu olur.
ses gerçek anlamda çok temiz çok kaliteli geliyor kulağa. (ki laptoptan dinliyorum yani)bu da fazladan haz veriyor insana.

şarkı sözlerinin konseptine gelirsek aynı eleştirel, lafını esirgemeyen Kurban'ı görüyoruz fakat bu sefer eleştiri okları farklı yöne çevrilmiş. geleceği ve geçmişi ile dünya sorunları ele alınmış. bu sorunlara sebebiyet verenler ve verecek olanlar tabiri caizse son derece 'sert' bir diller eleştirilmiş.
Deniz Yılmaz'ın tasavvufla çok yakından ilgilendiğinin belgesi gibi albümdeki şarkı sözlerinin büyük bir kısmı.
'hem albüm çok sert diyorsun, hem şarkı sözlerinde tasavvufun izleri var diyorsun, hatun sen ne diyorsun?' diyeceksiniz bana. öyle bir harmanlamışlar ki her şeyi insanın aklı başından gidiyor. 4 tane adam nasıl bu denli kaliteli bir iş çıkarmış ortaya diye şaşıp kalıyor insan. o dört adamın ciğerini bilen biri olarak ben dahi şaşırdım işin açıkcası.

albüm tasarımından bahsetmiştim bir kaç ay evvel fakat o tasarım harikasını avuçlarımın içine aldıktan sonra bir kez daha değinmeden geçemeyeceğim. türkiye'de şu ana kadar gördüğüm en iyi albüm tasarımı diyebilirim ben kendi adama. Burak Gürpınar yaratıcılığın doruklarına ulaşmış gerçekten. 'mağşalla' diyorum.
yanlız ilk gördüğüm andan beri gözüme batan tek şey albümün kapağındaki Kurban yazısı. 'kucbun' falan gibi görünüyor kanımca. hatta ibranice bilenler için farklı bir anlam kazanacakmışcasına bir imaj yarattı bende.
ilk basımdan 1000 adet albüm sürülmüş piyasaya, ikinci basımda tasarımın biraz daha değişeceği konusunda da bir ipucu vermiş olayım sizlere.

ve son olarak albüme genel bir bakış atacak olursak; her yiğidin harcı değil bu albümde anlatılmak istenenleri anlamak diyebilirim. o denli yoğun, baştan sona zeka ürünü olan sözlerle bezeli albüm. hele ki ismail yeğ kağ ların, serdar ortaçların uğruna ölündüğü bir memlekette yaşadığımızı hatırlarsak bu albümün satış rekorları kırmayacağı gün gibi ortada. zaten en başta kendilerini bu piyasada kurban seçmemiş mi bu adamlar, o sebeple 'KURBAN' olmamış mı zaten grubun adı.

ek olarak sizden bir ricam olacak pek sevgili okuyucularım.
LÜTFEN ALBÜMÜ ORJİNAL ALALIM!
piyasa fiyatı 13.90TL D&R online siparişte 11.99TL fakat 1 hafta içinde elime ulaşmış olacağını tahmin ettiğim bir kredi kartının D&R'da %25 indirimi var. online satışlarda da geçerli ise bu indirim 9TL'ye geliyor güzelim albüm ki sudan ucuz tabirinin tam karşılığı.
13.90TL'yi fazla bulduğu için bu kadar yazı yazdıran bir albümü almaktan vazgeçenler veyahut da o kadar emeği, alın terini hiçe sayıp internetten indirmeye kalkışacak olanlar benimle irtibata geçsinler çok rica ediyorum. elimden geleni yapacağım yeter ki siz Kurban dinlemek isteyin.

ve evet fanatiğim resmen abicim. siz nasıl tuttuğunuz takımı deliler gibi savunuyor, destekliyor, tek kelime laf söyletmiyorsunuz Kurban söz konusu olunca ben de aynen öyleyim işte.
yeminle söylüyorum onlar haklarını helal etseler de, ben bu kadar kolaylık sağmışken gidip korsan indirirseniz yakanıza yapışırım öbür tarafta benden söylemesi.

nice emek hırsızlığı yapmadığımız günlere...

D&R KURBAN-Sahip albümü satış linki aşağıdadır
http://www.dr.com.tr/Search.aspx?kw=kurban&gid=00002&criteria=5&media=999

20100325

0

1 haftadır neredeyse her gün içiyorum. bu gün de dahil hatta.
aynaya bakıyorum kendimi tanıyamıyorum.
içimde korkunç bir sıkıntı...
çok korkunç...
canım çıkacak gibi böyle sanki.
hiç sevmedim bu halimi.
cenk'le barıştık.
ankara'da.
onu bekliyorum.
cuma günü moda'ya gideceğiz beraber.
eminim onun yanında kendimi çok iyi hissedeceğim.
hep öyle olmadı mı zaten?

gözlerimin altı mosmor. eroin bağımlısı gibi görünüyorum.
psikiyatra gitmem gerekiyor artık. artık gitmem gerekiyor yani.

20100319

sen

3

özlemiyorum ki seni.
gelmeni eskisi kadar çok istemiyorum artık. ben halihazırda bu kadar yıpranmışken seni de bu keşmekeşe dahil etmek istemiyorum.
ve uzaklaştım da...
sensizlik de yoruyor insanı, sensizlikte karşıma çıkan insanlar da.
elimi uzatacak takatim kalmadı sana. uzansam dokunacağımı bilsem de yapabileceğimi sanmıyorum artık.
seni düşleyerek uyumuyorum artık. neye benzediğini hayal ederek mutlu olmuyorum. kimlesin nerdesin ve en önemlisi sen kimsin çok da önemsemiyorum. paylaşabileceğimiz sonsuz saniye geride kalmışken ve tüm hızıyla yenileri eklenirken yokluğumda ne yapıyorsan gelecekte de öyle devam et.

şefkati de bulurum, aşkı da bulurum, tutkuyu da bulurum, eğlenceyi de bulurum sensizlikte. varsın tek bir kişide olmasın hepsi de ne yazar bu saatten sonra, hepsini toplar yine bir sen bulurum ben derinlerimde.

gelirsen yalnızlıkla aldatacağım seni o yüzden istemiyorum artık, dedim ya gelme.
çocuğumu da vakti gelince yaparım ben kendi kendime.
hiç de bilmeyeyim zaten senin adın ne.

20100317

Depozitolu hayatlar

0

şu anda sahip olduğumuz her şeyin depozitolu olduğunu bilmek sinirime dokunuyor.

yaşadığımız bu hayatın, ailemizin, sevgilimizin, aşklarımızın, dostlarımızın, dostluklarımızın hepsinin hiç bilmediğimiz bir iade günü var.

belki daha yaşamak istiyorum? daha yaşayacağım bir dolu şey varken ruhumu bedenimin içinden çekip alman adil mi?

babamı benden alırsan koltukta uyuyakaldığımda kim kucağına alıp yatağıma yatıracak beni?
kim öyle taparcasına sevgiyle bakacak gözlerimin içine annemi benden alırsan?

bedenimin içinde ruhum lime lime edilirken o acıya nasıl katlanacağım tek başıma? nasıl ağlayacağım dostlarımın omzu olmadan?

ve eğer kalbimdeki o aşkı alırsan söyle nasıl yaşayacağım bedenimin depozitosu doluncaya kadar?

iade sonucu elde edeceklerim çok daha güzel olsa bile ben en can acıtan haliyle yaşamaya razıyım şuanda sahip olduklarımın.

hayatınızın depozito süresi bol olsun gençler...

20100316

0

benim hayatım hep böyle kargacık, burgacık, inişlerle, çıkışlarla dolu olsun zaten.

'deniz' muhakkak bir yerlerden çıkıp kendini hatırlatsın hep.

aferin.

çok gerginim.
nerde benin passifloram hüleyn?!
0

kendim ölünceye kadar ölümü kabullenemeyeceğim!

'niye? hayat işte bu.' diyemeyeceğim. hiç hiç hiç.

sen sevdiklerimi koru.

20100314

0


biri daha ölmüş tanıdığım. daha 22 yaşında...
ölecek o kadar adam varken ölmemesi gerekenlerdendi.

beni yoran herşeyi, herkesi fırlatıp attıktan sonra kafama göre yaşamak istiyorum. niye yoruluyorum? ne için yoruluyorum?
hayatımı geleceğime yatırım yaparak geçirmedim mi zaten?
peki ya bir geleceğim yoksa?

bir süredir sallantıda olan tabularımı bu günden sonra yıkıyorum.
vatana millete hayırlı olsun.
0

salak gökhan'mış gecenin o vakti gelen!
mal adam!

nevizadede demlenmiş. cebinde 5 kuruş para kalmamış, taksimden o çulsuz haliyle kadıköye dönmüş. telefonunu kaybetmiş üstüne.
bir de bana çemkiriyor 'götüm dondu soğukta' niye açmadın kapıyı diye.
tam mal adam işte.

ay delirdim!
6

gecenin 4 buçuğunda kim gelir tek başına yaşayan bir kızın evine?
bir de ısrarla kapıyı çalar en aşağı 20 kez...

kısa saçlı bir erkek. 5 numara falan belki saçları. üzerinde siyah bir ceket, ceketin içinde kırmızı V yakalı bir kazak vardı.
boyunu bilmiyorum çünkü kapının dürbünü aynalı dürbün. kestiremiyorsun...
evime gelme ihtimali olan insanların %90ında telefon numaram var.
8692 kere kapıyı çalmak yerine beni uyandırmak için ararlar.

korkuyorum!

ritim bozukluğu ve panik atağı olan biri için fazla ağır atraksiyonlar bunlar.
gerçekten, sol tarafım ağrıyor.

şayet sabaha çıkamazsam bu hadiseden kendini mesul tutacaklar, kendilerini mesul tutarlarsa iyi yaparlar. evet.

NOT: inanırım. kelebeğin ömrü zaten 2 gün.

20100313

0

Bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun, kelimelerin karardığı peşin hükümlerde...Şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle...Gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun, ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde...

20100312

3

ve ve ve...
güzel kokan insanlara karşı müthiş bir zaafım var!

ne de güzel gece

0

2 arjantinin üzerine seyyar köfteciden gecenin 3'ünde yenilen o köftenin tadı...
üzerine içilen o çay...
ve hepsinin üzerine yakılan o enfes sigara...

herşeyden önemlisi yanındaki o memleketin insanının sıcaklığı, korumacılığı... seni buram buram saran o hiç sahte olmayan erkek imajı...

çok güzel bir gece yaşamak kadar güzel bir şey olamaz bu hayatta!
uzun süredir mutlu olmadığım kadar mutluyum ki...

20100310

0

gözlerimi araladığımda yanımda seni göreceksem uykuyu bile severim ki ben.

bir sabah olacaksın yanımda biliyorum. sonra hep, hep, hep olacaksın...

20100309

0

ondan sonra 'sigarayı ne zaman bırakıyorsun?'
böylesine traji-komik bir filmde başrolü tek başıma üstlenirken cebimden alkol matarası çıkarıp çıkarıp fondiplemediğime şükredin. doyumsuz ve tatminsiz yaratılış numuneleri.
0

-hanım kızlar küfretmez!
-niye?
-ayıptır çünkü.
-peki ben küfredince niye herkes gülüyo o zaman? ayıba gülünür mü?
-o gülenler de terbiyesiz çocuklardır o zaman.
-bana ne ben etcem! yerinde ve zamanında ettiğinde güzel oluyo.
0

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını t...aa içimde hissetmek.


Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.


Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...


Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.


Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.


Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.


Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.


Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

Nereden bileceksin?

Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.


Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.


Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..


Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

Can YÜCEL


Can Yücel en yalın haliyle döküvermiş her şeyi satırlara. cümle kurmayı bırak, söyleyebileceğim tek bir kelime dahi yok bu satırların üzerine.

20100307

bir varmış bir yokmuş

1

sercanım!

ağlama diyemem ki sana. sen kahramansın, kahramanlar ağlamaz diyemem ki.
belki parmaklarımla silerim gözyaşlarını, ama acılarına ulaşamam ki.
o kadar acınasıyım ki koşup yanına bile gelemiyorum gözyaşların ıslatsın diye omuzlarımı. güvenemiyorum ki kendime. dayanabileceğime inanmıyorum seni canın yanarken bir köşeden seyretmeye.

geri getiremem o huysuz pamuk adamı. ama yarattığı boşluğu avuçlarıma alıp arkamda saklayabilirim belki. belki o zaman daha az yanar canın...
belki...

keşke elimden daha iyi bir şey gelse...
0

iki tane şeytan tüyüm var.
biri ensemde biri böğrümde.
seviyorum ben onları, çok seviyorum.

isimleri bile var.

söylemem.

20100306

0

dün gece bende iken bana ithafen aşağıdaki yazıyı yazan adamı seviyorum ben.
istanbulu çekilir kılan başlıca etkenlerden biri o adam.
'olmasa ne yapardım' diyeceğim insanlardan.
onunla konuşmayı, vakit geçirmeyi, ortamlara akmayı ve yemek yemeği seviyorum.
her şey bir yana en çok onunla uğraşmayı seviyorum. ne yaparsam yapayım gıkını çıkarmaması yada çok sevimli çıkarması hoşuma gidiyor.

zor zamanlarımda gözümden yaş gelircesine güldüren bir kaç insandan biri.
sercanım ay lev ye tu dı end!

sana

0

benim, insan olmaktan ileri geldiğini düşündüğüm, ''insan'' a üzülme vasıflarım var. arkadaşıma belki düşmanıma belki kel alaka bir insana... gariptir... bir işi kenarından köşesinden tutup, sırf seni mutlu etmek adına baştan çizip sana göre şekillendirmek, baştan yaratmak hislerim var. çünkü ben insanım. çünkü dediğim gibi insan olmaktan gelen bu dürtü, sana yepyeni bir hayat bahşetme arzusu devşiriyor ta derinlerime. mutlu olmanı istiyorum. mutlu olmak? neye göre, kime göre, her nasıl olacaksan ama sadece sana göre. sana yakışacak şekilde ve sana özel. çünkü bu benim bahşettiğim mutluluk ve bu sadece sana bahşedilen mutluluk...
yaşam herzamanki gibi her birimizi toza dumana karıştırıp sıradan yapmaya çalışacak. bazılarımız direnecek. bazılarımız teslim olacak. sen benim kıymetli bildiğim insan her zaman yerleşmiş bu yanlışa başkaldıracaksın. şu vakte kadar beni yanıltmamışsın. şu vakte kadar senin ağzından işittiğim sağlam gerçeklerine her zaman inancım tam. bu yüzden biliyorum ki sen en' leri hakeden nadir ''insan'' lardansın. bu yüzden sen o kıymetli sonu, deli gibi çaba sarfederek çoktan hakkettin. sen, deli gibi diye tabir edilen şeyleri çoktan hakkettin. sen yalnızca gerçekleşmesine ramak kalmış biricik hayallerinin sabırsız takipçisisin.

morchee

20100305

2

alkollü iken insan üstü varlıkların fotoğraflarına bakmaya utanmıyor muyum ben?
hele ki şevval sam 'benzemez kimse sana' derken. cık cık cıkk!

aşık oldum diye gelme bana kadın!

süper kahramanım sercan ve ev arkadaşı muhi gelmekte şuan.
kadıköy gecelerinde arayın beni bebeyim...
0

(Üzülme),
der Mevlana ve devam eder:
Bir yandan korku, bir yandan ümidin varsa,
iki kanatlı olursun,
tek kanatla uçulmaz zaten...

Sopayla kilime
vuranın gayesi kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır.
Allah sana
sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.

Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan
geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz.
Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır...


ne de güzel geldi gece gece...

okumayı çok boşladım. kızıyorum kendime!

XX kromozomu hakkında ipuçları

0

erkekler o kadar garip yaratıklar ki...

zekasından etkilendiklerim oldu ama hiç biri, bir kadının mantığını çözemediler. halbuki XX kromozomlarımıza bağlı olarak en zeki hatunun bile sahip olduğu, çıkış kapısı olacak ip uçları vardır.

misal bir kaç dakikanı ayırıp düşünebileceğin ufacık jestler hatun kişiyi mutluluktan öldürebilir.
ona onu düşündüğünü, onun senin için değerli olduğunu hissettirecek küçücük şeyler...

hatun kişiyi gözüne kestirdin fakat bir türlü dikkatini çekemiyorsun. farzedelim ki aynı okuldasınız. sabah biraz erken gidip masasının üzerine bir çiçek bırak. bir kaç gün sadece çiçek olsun. daha sonra çiçeğin altına notlar iliştirmeye başla. kendin hakkında ip uçları veren ve onun ruhunu okşayıcı şeyler... (bir parça yaratıcılık gerektirecek tabi bu er kişi için.) eğer ruhu içinde çürümeye yüz tutmadı ise zaten o da senin için not bırakacaktır masasına ve seni yönlendirecektir. bence güzel bir başlangıç...

hatun kişiyi kendine küstürdün mü? (aferin iyi yapmışın!)
hiç beklemediği bir anda karşısına çık. (yanında onun için anlam ifade eden, onu mutlu edeceğini düşündüğün bir şey bulunması daha etkileyici olur.) haftanın belli günleri, belli saatlerde gittiği bir yer varsa onun önünde bekle mesela. ya da x günü için yaptığı plandan haberdarsın, diyelim 7.15 vapuru ile karşıya geçecek. git iskelede bekle. evini biliyorsan okuldan dönüş saatinde kapısının önünde konuşlan. (tabi ailesi ile kalıyorsa bu alternatifimiz biraz risk arzediyor.)

gerçekten bunlar önem arz eder hatun kişisi için. duygusalitemizden ve (duygusalite ne lan!) romantik filmlere olan düşkünlüğümüzden ötürü bu tip inceliklere tav oluruz. 'ay gerizekalıya bak!' diyecek kadar 'gerizekalı' ise recep ivedik'i promosyon olarak vericem zaten ben ona. söz.

aylardır yazmayı planladığım yazılardan biri idi. hatta bir yazımın altına not düşmüştüm sanıyorum 'hatırlatın aklımda ele almak istediğim bir kaç konu var' diye. bir allahın kulu da hatırlatmadı orası ayrı dava.
bazen 'günlük' formatından çıkıp böyle yazılar yazmak da rahatlatıyor.
ama siyaset yok! ı ıh!
ağzımı açıp, gözümü yumuyorum ondan sonra bir daha kapatamıyorum ağzımı.

şöyle de bir dip not düşeyim; ciddi manada öküzlük edip, kendine sövdürecek kadar çileden çıkardı isen kızcağızı yukarıda yazdığım şeyleri yapmayı aklından bile geçirme. eğer cidden aklı başında bir hatun kişisi ise uçan tekme ile aklını başından alır benden söylemesi.

20100304

kendini kıskanan?

0

hassss!

kendimi çözdüm bir kaç dakika evvel.

ben kendimi kıskanıyorum arkadaş!

nasıl lanet bir kuramdır bu böyle yahu. düşündükçe sinir oluyorum kendime.
ne gereği var şimdi kıskançlığın? normal bir bireyde ego olarak gelişir bu hadise. bende niye bir garip böyle?

herkesden, her şeyden kıskanıyorum resmen.
bunu çok net hissedebiliyorum düşündüğümde.

o değil de bir gece ansızın kendimi öldürmeyeyim?

'hasss!' dan sonra bir de 'pesss!' demek istiyorum kendime. kıskançlığın da bu kadarı...
zirve budur, doruk noktasındayım olayın.

20100302

0

bugün kızlarla girdiğimiz bijuterideki adam beni naz elmas'a benzetti. bir de üstüne bir ton iltifat etti. ağzımın iki kenarı ensemde birleşti sanırım o sırada. koşup adamı kucakladıktan sonra kendi etrafımda döndüresim geldi.

bu gaz bana 6 ay gider sanırım. (6 ay sonra da biri nichole kidman'a benzetse hiç fena olmayacak.)

20100301

0

neden bugün varsın yarın yoksun?
0

bir de;
büyükler bebeklere niye 'çirkin ol bahiim' diyip de onun dudaklarını burnuna çekip, yüzünü buruşturmasını seyrederler?

büyüyünce zaten çirkin olacak o çocuk.
0

anlamını bilmediğim, yazılımını garip bulduğum kelimeleri bir de tersten okuyorum belki öyle anlamlanır diye.

öff uyu be kadın!

aşk

0

önce gözlerim sevecek onu en ince detayına kadar,
sonra kulaklarım sevecek sesi kulağıma her çalındığında,
ardından burnum sevecek ciğerlerimi onunla doldururken,
ve ellerim sevecek her dokunuşunda tenine.

işte o zaman aşık olacağım ben,
o zaman bileceğim aslında aşk nedir.
ve o zaman ilk defa birine ait olmak ne demektir hissedeceğim;
mantığımla, duyularımla ve hislerimle...

şimdi bir kere daha düşün...

hiç aşık oldun mu sen?

20100225

adnan serbest

0


yarın çok büyük bir gün olacak benim için.

kale tasarım merkezi'nin organize ettiği KTM209 buluşmasında adnan serbest yer alıyor ve ben o muhteşem ötesi müthiş olacağını tahmin ettiğim organizasyona katılma hakkı kazanan 30 şanslı tasarımcıdan biriyim. (iyi tamam tasarım öğrencisiyim)

dünya çapında tanınmış bir tasarımcı olan adnan serbest ile tanışma fırsatım olacak. ne büyük ne güzel bir hadisedir bu böyle.

serkan abi (hani gökhanın abisi) bana geldiğinde demişti tanıştırayım seni adnan serbest ile diye. o zaman da gözlerimin içi parlamıştı ama bu kadar çabuk olacağını tahmin etmezdim. böyle bir organizasyon olunca fırsat bu fırsat demiş olsa gerek hemen haberdar etti beni. sözünün eri, büyük adammış vesselam.


heyecandan hop oturup hop kalkıyorum, yerimde duramıyorum an itibariyle. ne giysem, ne sorsam, ne söylesem nasıl davransam bilememekteyim.


bugün yeni topuklu ayakkabı aldım, siyah. onu giyeyim. evet evet onu giyeyim. üzerine de uydururum bir şeyler artık.

yarın dönüşte cenk ile görüşme ihtimalimiz var şayet gerçekleşmezse ilk işim günümü sizlerle paylaşmak olacak.
yok uyuyamayacak gibiyim ben bu gece...

20100224

öylesi de varmış böylesi de

2

'sen insan olamazsın!' dedim içimden.
ilk defa insan olabilmeye bu kadar uzak bir erkek gördüm ömrüm hayatımda.
öyle bir varlık ki insanın tanrıya inancını pekiştiriyor. ona baktıkça ondan ziyade tanrıya aşık oluyorsun. nasıl ince ince işlenmiş o kusursuzluk bedenine anlatamam.
bakınız hatunlar; bired pit, aştın keçır, jastin timbırleyk ne bileyim joni dep falan halt etmiş. o derece.
abartmıyorum lan. valla abartmıyorum.
benim gibi, tabiri cazise 'kaşının üzerinde gözü varcı' bir mahluk bile bu denli hayran kalabiliyorsa o yaradılışa vardır bir hikmeti deyin.
alır mıyım pek kendime? kapımda kul köle olsa almam. sonum olur! aç susuz gezerim, asosyalleşirim. eve hapseder 1 metre öteme oturtur baştan aşağıya süzerim bütün gün. hatta uyumam, gece de seyrederim. ömrüm öyle çürür gider. aklını alır o yaratık adamın.
mevlam sahibine bağışlasın diyemem ama o kadar da uzun boylu değil. eheh.
çok istedim fotoğrafını koymayı. gözlerinizle görün istiyorum şuan şiddetle ama kazaya kurban gitmek var bir de. çok sakat.

o değil de tebrik etsenize beni be. dönem sonu not ortalamasında sınıf 2.si olmuşum ben. okul bitse de çalışmaya başlasam diye hevesimden ölüyorum resmen.

bu vik vik teyze çarli di beni öldürecek. ömür törpüsü resmen hayvan yaa!
sabah uyandım mutfaktaki perde yerlerde, sonra ben evde yokken jelibonlarımı da yiyor bu hıyar. aslında bu tip işkencelerine alıştım bir yerde. bir parça görmezden gelebiliyorum.
amaaa bugün yaptığı bitirdi işte beni. çok pardon, özürlerimi kusaraktan marka veriyorum ama gitmiş piyer kardin bavulumun içine işemiş eşşoğlusu. çıldırdım ya, beynim döndü resmen sinirden. armut koltuğuma işiyorsun, kapıların arkasına işiyorsun da gidip de o bavulun içine de işenmez ki bre hıyar!
öyle de isabet yeteneği var ki cenabet hayvanda gidip kameranın objektifini bulmuş işeyecek koca bavulun içinde.
lanet!

çok yorgunum!

20100221

2

dün gökhan geldi. ıspartadan arkadaşım. yeditepe'de endüstri ürünleri tasarımı okuyacak lakin henüz hazırlık.
abisi var, serkan abim. daha önceden tanışmış idik onunla. o da yeditepe endüstri ürünleri tasarımı mezunu. çalışıyor şuanda.
gökhan'a şahane bir yol çiziyor serkan abim. bildiği her şeyi öğretiyor ki gökhan avaredir biraz ona rağmen bir sürü güzel şey öğrenmiş ondan mesleğimize dair.
serkan abim geldi gökhan'dan bir süre sonra. epey lafladık. güzel konuşuyor, güzel anlatıyor. o anlattıkça meslek aşkı kaynaklı yüzümdeki güzümseme biraz daha yayılıyor.
anlattığı her şeyi büyük bir heyecanla dinledim. mutlu oldum.

serkan abim gittikten sonra biraz daha lafladık gökhan'la. gökhan damarlarında alkol dolaşmazken nefes alamadığını idda eden bir adam olduğundan eli kolu dolu geldi. onları tükettikten sonra gecelerin adamı gökhan karnım acıktı bahanesi ile sürükledi beni sokaklara. bişeyler atıştırıp barlar sokağı güzergahından modaya doğru ilerlerken serkan abiyi gördük. onun arkadaşlarıyla tanıştık, kaynaştık derken eh hadi madem gelmişken bir şeyler daha içelim deyip takıldık oraya. hoş sohbetli bir grup insanla daha tanıştım. güzel vakit geçirdim.

sabah moda'da kahvaltı yapmaya gittik gökhan'la. (mecazi anlamda sabah aslında gayet de öğlen) çılgınlar gibi rüzgar esiyordu yanlız, beynim dondu. o sebeple deniz manzaralı çay bahçesi sefamızı kısa kestik.

eve döndüm tekrar. yorgunum.
bu aralar fazla içiyorum, düzensiz yaşıyorum. ne yapalım, sağlık olsun. dersler başlayınca başımı kaşıyacak vaktim olmayacak nasılsa.

yaşamayı seviyorum. ondan hep.

20100220

0

feybukun search kısmında arama yaparken yazdığım ismin sonuna soru işareti koyma isteğim git gide artıyor. hele ki aradığım bir ismi bulamayıp da 'peki bu var mı?' şeklinde ikinci bir isim girerken. of of of!

ve deja-vu sahnede

0

dün sabah nasıl bir sevgi pıtırcıklığı, nasıl bir coşku taşkı vardı üzerimde anlatamam. sanki yeni aşık olmuşum da dünyanın benim için yaratıldığına inanıyormuşumcasına bir mutluluk hali hakimdi üzerimde. yerimde duramadım, çenemi tutamadım, elime koluma hakim olamadım o derece. zaten arkadaşlarım daha fazla evde zapdedilemeyeceğimi anladılar, o sebeple epeyce erken çıktık evden. yine benim ele avuca sığmazlığım yüzünden hiç işi gücü olmayan ezikler tayfası gibi erkenden gittik oturduk konser mekanına o da ayrı bir şapşallık oldu. ama barışı özlemiştim, onu görmek iyi geldi her ne kadar öyle derin sohbet edememiş olsak da.

arkadaşlarımın hepsi birlikte vakit geçirip eğlenme amacıyla geldiler esasen konsere. hiç biri Deja-vu dinleyicisi değildi. (-di diyorum çünkü bu konserden sonra kanaatlerinin değiştiğine inanıyorum) sahnenin en önündeki masaya konuşlandık ama 2. şarkıdan sonra daha fazla oturamayıp kalktım ayağa, ardım sıra diğer arkadaşlarım da kalktı geldi yanıma. bir hoplama bir coşma taşma böyle. ama sadece bizde değil tüm seyircilerde vardı aynı coşkun hal ve hareketler. e o performansa oturabilene aşk olsun zaten. hele ki bir genç bayan vardı bizim gibi ön saflarda kendini yerden yere vurdu konser boyunca. bir headbangler, bir lirik danslar abuuv! hatta ciddi manada yerden yere vurdu kendini öyle ki sahneye kafasını uzatıp iki hoperlörün arasında headbang yaparken kafayı çarptı hoperlörlerden birine. o da değişik bir eğlence anlayışı tecrübesi oldu bizlere.

deja-vu'nun 'duydum ki unutmuşsun' parçasına yaptıkları coverı hep çok beğenmişimdir zaten. konser sırasında çaldıklarında avazım çıktığınca eşlik ettim, hatta parça biter bitmez yine var gücümle 'bi dahaaa!' tezahüratında bulunmaya başladım ki halihazırda ateş topuna dönmüş seyircinin de bu tezahüratıma eşlik etmesini sağlamak hiç de güç olmadı. nitekim bu girişimim başarıyla sonuçlandı ve performanslarını yine o parça ile tamamladılar. bütün arkadaşlarla ikinci çalışlarının çok daha kusursuz olduğu konusunda hemfikir olduk.

tam anlamı ile tadına doyum olmaz muhteşem bir canlı performans izledik.

konserden sonra barışı tebrik amaçlı aldığım alkolünde verdiği cesaret ile cenkin kuliste olacağını bile bile kulise girdim. barış 'ben bir çişe gideyim' demek sureti ile terketti kulisi öyle mal gibi kaldık ortada. cenke baktım şöyle bir sonra konuşmaya başladık. geçmişten bahsederken bir parça sitem doluydu bana ama 'altından çok sular aktı' diyecek kadar da kararlı konuştu.
gerçekten özlemişiz birbirimizi. kulisteki arkadaşlarıma ve tanımadığım bir kısım şahsa rağmen ağzımı yüzümü sıkıştırarak sevgi gösterisinde bulundu bana. ne kadar az rastlanır türden bir insan olduğunu bir kez daha anlamış oldum.

yeniden hoş geldin hayatıma cenk sönmez. umarım elveda ile sonlanmayacak son hoş geldinimiz olacak bu...

NOT: yarın deja-vu'nun 2 hafta sonra çıkacak albümünün yepisyeni şarkılarından birinin klip çekimi için seçmeler olacak şişlide. yine sercanımın gazı ile 'iyiii. gideriiim' dedim.
açıkcası o kadar hevesli değilim bazı sebeplerden ötürü klipre oynamaya. esas orada bulunma amacım çişe gittikten sonra dönüp kulise girmesi ile çıkması bir olan barış beyin ayıbını yüzüne vurmak olacak sanırım.

NOT 2: deniz (KURBAN), ali (ÇİLEKEŞ)'den sonra barış beyin de penasını; nacizene görüşüm olarak yeni nesil rock müzik adına en kaliteli müziği yapan grupların neyi var neyi yoksa topladığım koleksiyonuma katmış bulunmaktayım. yakında deniz'in koltuklarını, cenk'in parfümlerini ve barış'ın tişörtlerini falan da yüklenip gelmek suretiyle zaten hak ettikleri değeri hiç bir zaman görememiş bu nacizane grupları hepten çulsuz bırakacağım efendim.

NOT3: evet, ilkokula yeni başlayacak mini mini bir çocuğun coşkusuna sahip olan ben, yine o mini mini çocuğumuzun yapacağı türden bir kafasızlık yaparak fotoğraf makinemi almayı unuttum yanıma konsere giderken. yarın şişliye giderken makinemi yanıma almayı unutmayıp deja-vu üyelerini boy sırasına dizmek sureti ile hiç değilse son derece durgun bir fotoğrafa sahip olacağımı temenni ediyorum.

NOT4: buraya kadar okuyabildiysen yazımı, dediklerimi dikkate al artık lütfen okuyucu. seni sevdiğimi biliyorsun, benden sana bir kıyak olsun bu da. en yakın tarihteki deja-vu konserine gidip hiç bir hekimin yapamayacağı kulakların pasını temizletme operasyonunu endorfinin uç noktalarında gezerken çok cüz-i bir ücret karşılığında yaptırabilirsin. hatta ben seni en yakın deja-vu konseri hakkında bilgilendiririm, korkma. eheh.
0

cenkle barıştım. çok özleşmişiz resmen. kafam bi milyon, kulaklarım sağır, arkadaşlarım yanımda hala...
sonra anlatacağım.
ama özlemişim işte onu. çok özlemişim!

20100218

konser

0

yarın deja-vu konserine gidiyoruz arkadaşlarla.
taksim pulpta çıkıyorlarmış.
garip bir konser olacak benim açımdan.

ciddi manada garip bir konser olacak...

heyecanlıyım. hem film gibi hayatıma ilginç bir sahne daha ekleneceği için, hem de en son konsere 8-9 ay önce gittiğim için.
kurbanın albümü çıksa da o konser senin, bu konser benim diyerekten müziğe doysam.

bakalım, bakalım neler olacak?

20100216

pişmanlık

2

yaptığı hiç bir şeyden pişman olmayan tek insan ben miyim?

'senin yüzünden' dediğim çok olmuştur kendime. suçu hep kendimde ararım doğrudur ama bir kere olsun pişman olmam.

birini kırarsam üzersem üzülürüm. belki çok üzülürüm ama yine de pişman olmam. daha beni pişmanlığa sürükleyecek tek bir insan tanımadığımdan mıdır acaba?

'ulen bu adama da bu yapılır mı be! hıyar mısın kızım.' demişliğim yoktur kendime çünkü o adamların çoğuna tüm o 'bu'lar yapılabilir. çünkü o 'bu'ların allahını başkalarına yapmıştır ki ben öyle çok ağır 'bu'lar da yapmam zaten. en azından şiddetli bir şekilde canımı yakacak kadar aptal olmayanlara yapmam. o aptal olanlar da şerrime katlanmaya mahkum artık. başa gelen çekilir.

kendimi pek bir sevmeme rağmen en büyük korkularımın başında birini incitmek gelir. bu konuda çok hassasım. sevdiğim insanlar bazen son derece patavatsız olabiliyorlar. dan dun konuşup lafları savurabiliyorlar nereye gideceğini, ucunun kime dokunacağını düşünmeden. bir başkası söylese çok pis bozup, ters yüz edebileceğim şiddette şeyler çıksa dahi ağızlarından yutuyorum. (yutuyorum derken unutuyorum demiyorum ama tabi) muhtemelen bu tavrım da yine kendimi 'fazla' sevmem kaynaklı. şöyle ki 'insandır yapar' felsefesi temel felsefelerimden başlıcaları arasında.
beni gidi pis akrep burcu kadını yahu!
akrep burcunun kinci özelliğini zerre kadar barındırmam. fakat gel gör ki 'marul'un adını unutup 10 dakika anneme tarif etmek için kendini parçalayan ben, beni inciten tek bir hadiseyi unutmuyorum.

van münit!

ben nereye geldim böyle yaa? pişmanlıktan bahsedecektim ben.
teyyy...

heh işte pişman olmam dostum ben. hayatımda verdiğim hiç bir karardan, hiç bir tavır ve davranışımdan, hal ve hareketimden insanı pişman edebilme olasılığı olan eylemlerin hiç birinden pişman olmadım. yukarıda da bahsettiğim gibi 'insandır yapar' felsefeme sadık kalarak 'kabahatin çoğu bende tabi'cilik yapar, kendimi suçlu bulur yargılar ve cezalandırmak yerine feyz alırım.

beni pişman edebilme potansiyeline sahip biri çıksa da karşıma, pişman olacağım hiç bir şey yapmasam istiyorum.

yukarıda konuyu zaten bulamaç kıvamına getirmişken ve hazır aklıma gelmişken serzenişte bulunuvereyim ben şuracıkda hemen;
bak tanrım;
özgüvenimi yitirdiğimi düşünerek atıyorsan önüme bu adamları hacet yok. tamam muhtemelen gönlüm olsun diye yapıyorsun daaa böyle hiç olmuyor.
sen beni şu sıralar pek can kulağıyla dinlemiyorsun ondan oluyor hep bunlar.

saçmalamanın hakkını verdim

0

ben bir daha içtiğimde (yada ayriyeten hava değişikliği yaşayıp, uykusuz kaldığımda)bilgisayara 100 metre yaklaşmayayım. çok saçmalıyorum.
ben baya baya iyi değilimiş bu aralar onu farkettim eheh.

sabah kendime geldiğimde (daha doğrusu getirildiğimde diyeyim) ilk işim girdiğim o saçma kaydı hatırlayıp, koşar adım bilgisayarı kucağıma oturtmak sureti ile silmek oldu.

yanlız o çocuğun fotoğraflarına da nasıl baktı isem artık direk çocuğu 3 boyutlayıp rüyama soktum.

bismillah!

20100215

0

sevgilim;
saçlarımı at omuzlarımdan geriye doğru.
ve şimdi eğil kulağıma, hiç duymadığım kelimelerle bana hayat hikayeni fısılda.
son nefesini tenimde hissedinceye kadar dinleyeceğim seni,
ta ki gün ışıyıp hiç cansız bedenin yanımdan kayboluncaya kadar...



miğdeme düşen her yudum bira, daha da yaklaştırıyor sanki beni sana bu gece.

peki...
nerdesin?
13

istanbul'umdayım.
sabah arabamızın ibresinin 150leri 160ları görmesine rağmen uçağı kaçırma tehlikesi ile bizzat burun buruna geldim. 20 dkk kala kapıları kapatmışlar ki bu da ilk defa oluyor. ama ben ne yaptım allah vergisi sevimliliğimi son haddine kadar kullanarak hava alanı yetkililerinin tümünü yıldırıp illegal işlem yapmaya mecbur bıraktım onları. hatta ve hatta ekonomi sınıfı bilet almış olmama rağmen först kılasta seyahat ettim.
valinin dıdısının dıdısı varmış uçakta ondan yapmışlar böyle. oh canıma değsin ben de en son bindim işte.

geldiğimde sevgili falan yoktu kapıda ayrıca.

waffleımla seviştim az evvel, üzerine bir sigara yaktım 75cc'lik marmara goldumu açtım bir yandan onu yudumlayıp bir yandan arkadaşımla muhabbet ediyorum.
güzel hissediyorum...

20100214

çocukluğum

0

o yabancı olmuzda parfüm kokusunu soluyarak ağlayacağıma,
babamın omzunda uyuyabilseydim keşke yine,
kahverengi deri ceketinin kokusunu soluyarak.

annem okşasaydı saçlarımı yeni kremlediği elleriyle,
işte o zaman güvenle dolardı içim, dalardım uykuya
istediğim bebeğin hayalini kurarak.

akşam olup el ayak çekilince girdiğim evde,
annemin yemeklerinin kokusuyla doldursaydım genzimi,
yalnızlığın yakan buruk kokusunu unutarak.

gül rengi şarap dolu kadehler olacağına elimde,
yüzümü kaplayan o kocaman bardaklardaki bitmek bilmez
sütümü yudumlasaydım homurdayarak.

ve şimdi kimse sevemezken beni onlar gibi,
çocukluğuma dönebilsem bir geceliğine,
oyuncak ayım yerine yalnızlığıma sarıldığım,
soğuk yatağımda gözlerimi kapayarak.
0

anam, okan niye evlendi lan!
bir anda çok fena uyuz oldum evli olmasına. tam da o anda okanla evlenmek istedim de ondan olsa gerek diye düşündüm şuan.
(kafiyeye koş!)

yine 14 şubat

9

yine 14 şubat geldi.
tek bir 14 şubatta da sevgilim olsun yaa. hediye falan almasın gözüm yok yükseklerde sadece olsun. şöyle bir 'ahanda, benim de sevgilim var!' edasıyla koluma takıp gezsem sokaklarda. ama esasen ne istiyorum biliyor musun okuyucu, hep hayalimdir; böyle hava soğukken ellerimiz onun montunun cebinde el ele tutuşucaz. çok romantik değil mi ama?
atacanım var benim bitane. yaparım ona bazen öyle. tabiki el ele tutuşmayız da kol kola yürürüz bazen, o zaman elim üşüyünce montunun cebine sokarım elimi. onu da çok severim, atacanımı da. (şimdi sevgililer günü ilen atacanın ne alakası var tabi)

sevgililer gününün ilk saati içerisindeyken biz şu anda allahın 'sevgili' kulu olaraktan beyaz atlı prensimin istanbuldaki evimin kapısına konmasını istiyorum. kedimden sevgililer günü hediyesi alamayacağıma göre tek tesellim yüce mevlam artık.

allam en çok sana aşığım biliyorsun. tek taş yüzük, kürk manto falan istemiyorum. ruhunun şöyle en kusursuz kısımlarından üflediğin, aklı başında, karakterli adamlardan birini bana bahşetmeni çok isterim ama. evde kalma korkusu sarmaya başladı artık böylesine biçimli yarattığın şu bedenimi. (ahahah!) söz konusu erkekler olduğunda tercihimi bilirsin fiziksel tasvire girmiyorum artık, hacet yok.

pazartesi sabahı o adamı evimin kapısında görücem! dinimiz, amin.

20100213

havadisler

0

saçlarımı boyattım bugün biraz daha turuncu oldum. kestirdim de biraz, çok az. oyuncak bebek gibi görünüyorum.
kuaförümü çok seviyorum ayrıca. şükrü abinin eline doğdum diyebilirim.
şükrü abi değişik bir adam. 50lerinde olmasına rağmen hala çok yakışıklı. yüksek eğitim mezunu değil ama kendini çok geliştirmiş son derece kültürlü bir adam ayrıca işinde de son derece usta.
yanında çalışan mustafa diye bir çocuk var. saçımı keserken vosvos muhabbeti yaptık onunla epey. şükrü abinin turuncu vosvosunu almış, modifiyeletecekmiş. ben mezun olunca onu bana satacak, ona yenisini alıcaz. onun modifiyesini ben tasarlayacakmışım ama. eheh.

bir de pilatese başladım 3 yada 4 gün oldu ama öyle bir açıldım ki anlatamam. sercanımın gövde gösterileri sonucu başlama kararı aldım itiraf ediyorum. eğilip kafasını bacakları arasına alan adam o! ben de yapıcam ama, çok azimli ve kararlıyım. emin adımlarla ilerliyorum. kendime inanıyorum.
hem duyduğuma göre boy da uzatıyormuş bu plates. karım olur. (oradaki a'nın üzerinde inceltme var, evet) 1.65i geçsem fazlasıyla yeter. cücelikten kurtulurum.
1 kilo da versem tadından yenmez ha. fazlası fazla.

iki tane de yazacağım yazı var aklımda. birini epeydir planlıyordum zaten. belki istanbula kavuşunca yazarım, belki daha da erken. (unutmayayım diye yazdım o da evet eheh.)

susuyorum sana

0


susuyorum ya sana artık...
susuyorum artık sana.

kalbim fısıldıyor gizliden,
sadece benim duyabileceğim sözler.
o konuşuyor bana,
ben sana susuyorum.

tüm o fısıltılar var ya hani
sessizliğime gömülen sözler.
hani ben benim ya hani,
işte tam da bu yüzden
sana söylememem gereken şeyler.
2

sevgilim sıpaydırmen kostümü giysin, tutsun elimden çarşı pazar gezelim bir gün istiyorum.
böyle bakan kimseye aldırmadan yürüyelim el ele çok normalmiş gibi...
ben de turuncuyum ya hem çok güzel olur.

tabi o sıpaydırmen kostümünü taşıyacak fiziğe de sahip olmalı eheh.

20100212

eskiler

0

eskileri özledim. ortaokul, lise hayatımı...

çok tatlıydı, çok çok tatlıydı. acı olsa da tatlıydı.
o zamana dair hatırladığım her şey o kadar muhteşem, o kadar harikulade ki düşünmeye doyamıyorum. aşklar, dostluklar, paylaşılan her şey...

fazla düşünürsem gider miyim acaba her şeyin o en güzel olduğu zamanlara?

Platonik aşk

2


Prof. Dr. Bingür Sönmez, "Platonik aşk ayrı bir mutluluktur. Platonik aşkta sevgiliye kavuşma yoktur. Dolayısıyla ikinci kalbi ararken bir yanlışlık yapma riski olmadığı gibi kötü sonuçlanan fiziksel aşkta görülen hayal kırıklığı yaşanmaz. Biz bunu halk ozanlarında görürüz. Hep hayal ettikleri sevgiliyi düşünerek, hissederek, yaşarlar ama sevgiliye kavuşmak için özel bir çaba sarf etmezler. Mutluluk hormonları (Endorfin) her zaman yüksek olduğu için platonik aşk alışkanlık yapabilir. Belki de gerçek aşk platonik olan aşktır, çünkü hiçbir zaman ölmez" diyor milliyet gazetesindeki bugünkü yazısında.

albino kelebek ne yapmalı şimdi peki?
7 yıllık platonik aşkın son bulması nasıl bir hezimete uğratır kalbi?
aşık olduğun adamın meğersem aşık olduğun adam olmadığını öğrenmek...

nasıl doldurulur o kocaman boşluk ondan sonra?

Prof. Dr. Bingür Sönmez, "Tanrı vücudunuz için önemli olan bütün organlarımız çift yaratmıştır. Akciğer, böbrek, göz gibi… Acaba tanrı bu kadar önemli bir organımızı neden tek yaratmıştır? Ama kalp sanıldığı gibi tek organ değildir. Bir tanesi bedenimizde olan, bizim için çalışan, dakikada 5-7 lt kan pompalayan, bizi ayakta tutan, fiziksel yaşamımızı sağlayan kalbimizdir. İkincisini ise tanrı karşı cinsten birine vermiştir ve “Gidip arayın bulun” demiştir. İşte 14 Şubat tanrının bizim için bağışladığı ikinci kalbi arayıp bulmamız için özel bir gündür. İkinci kalp her zaman birinci kalbi tamamlayandır. Eğer ikinci kalp huzursuz, hırçın ve stres dolu ise sizin kalbiniz de stres dolu olacaktır. Stres dolu olan bir kalp sağlıklı çalışamaz, çabuk yorulur ve hastalıklara açık olur. O nedenle siz ikinci kalp iseniz, birinci kalbi üzmeyin ve onun mutlu olması için çaba gösterin. Bu her iki cins için de geçerli. Bir başkasının ikinci kalbini taşıyorsanız, o size tanrının bir emanetidir ve ona çok iyi bakın" diyor.

ben taşıyor muyum acaba o ikinci kalbi? yada o taşıyor mu benim ikinci kalbimi?
şayet taşıyor ise neler yapıyor o kalbe de benim canıma okunuyor burada?

ikinci kalbimin sahibi nerde, ne yapıyor, acaba mutlu mu? diye kendi kendime sorup durmaktan fenalık geldi üzerime. ama artık çok da inanmıyorum açıkcası öyle birinin varlığına. umudediyorum bir parça o kadar. şayet var ise bile pek bir şapşal, pek bir ne yaptığını bilmezlez aklı bir karış havadalardan olduğunu düşünüyorum.

'artık hiç bir şey için söz veremem sana. bugüne kadar açıklamasını yapamayacağım hiçbir şey olmadığı halde hayatımda bundan sonrası için aynı şeyi söyleyemem. aşkı mantıkla yordum hep, her aşık olduğumda mantığı diktim karşısına. sadece aşkı değil beni de yordu bu.

beklemeyeceğim diyorum artık sana, evet. mutlu olacağım adamı aramaktansa mutluluğu arayacağım bundan sonra. mutlu olmaya çalışacağım. ama bu seni ne kadar mutlu eder bilemem.

bugüne kadar iki kere düşündüm, hem kendi adıma hem senin adına. yine düşüneceğim ama var olduğun inancına daha az sahip olarak.
bak yukarıda profesör ne diyor 'arayın bulun' diye verilmiş o ikinci kalp sana diyor.

öyle işte herifciğim. ben söyleyeceğimi söyledim, sana da söylemiştim diyeceğim. aklını başına alsaydın da gözünü açıp bulup okusaydın.'

20100211

dizi teklifi hani...

0


hani dizi teklifi geldi demiştim ya. hani demiştim ya atv'de diye işte o dizi halide edip adıvar'ın kalp ağrısı eserinin senaryolaştırılmış hali.
'yakında' diye olur ya hani o şekil reklamları başladı atv'de. oha ne ki bu derken içimden, baktım benim diziymiş. (hemen de nasıl sahipleniverdiysem artık.)

reddettiğime pişman olacak gibiyim hala ama tam olarak olmuş da değilim. bir başlasın bakayım benim yerime kimi almışlar, hatun nasıl oynuyor ondan sonra pişman olurum olacaksam.

emirganda çekiliyor sanırım fragmanından öyle bir çıkarımda bulundum. (dizinin fragmanı olur mu? olmazsa da ben oldurdum sen de anladın.)

şu yukarıdaki fotoğrafta yakışıklı, uzun boylu genç bir adam var ya (sarp levendoğlu)heh işte onun kankası rolünde olacaktım. gerçi onun kankası rolünde oynayacağımı gördüğümde kızdım kendime kabul etmediğim için eheh.

neyse işte uzatmayayım öyle bir söyleyeyim dedim...

20100210

2

hehee hihiiii!
geçtim kiiiii, geçtim kiiii!
ehehe ohoho öhöhö!
kalmadım, kalmadım birinci dönem geçtim kiii.

eğer 1. dönem kalsaydım 2. dönem de kaldığım dersleri alamayacaktım otomatikman 1 yılım komple yanacaktı.

allam çok mutluyum!

20100208

yalnızlık

0

tanıdıktı kokun.
beynimde yankılandı,
yalnızlık
yalnızlık
yalnızlık
sus dedim sus!

yalnızlık kokar mı hiç insan
belki aşk, belki huzur kokuyordur?
yalnızlık
yalnızlık
yalnızlık...

içime dolup genzimi yakıyordu
sen diye kokladığım
yalnızlık
yalnızlık
yalnızlık...

bir sayfa daha düşüyordu işte kalbimden,
sadece yalnızlığıma ait olacaktım ben.

sana son kez sarıldığımda bile,
yalnızlık kokuyordu saçların.
ne acı, ne umut
yalnızlık
yalnızlık
yalnızlık...

saku

0

sevgili saku;
sen şimdi bunları okurken ben çok uzakta olacağım... yok bunu demeyecektim nan!

dur!

sevgili saku;
blogunu ziyadesi ilen beğendim lakin yorum yapamıyorum. niye yapamıyorum? yorum yapılamadığını biliyor musun? bilmiyorsan söyleyeyim dedim, contact kısmısından da faydalanamadım. niye faydalanamıyorum?

blogunda paylaştığın o enfes tasarım harikalarının belli bir adresi var mıdır? varsa öğrenebiliyor muyum?

son çare böyle bir şey yapayım dedim.

bilginize arz ederim efenim.

teselli

0


ağır melankoli ve depresif halimin ürünü kabustan beter bir rüya gördüm. zaten gece boyu uyuyamıyorum sabah tam dalmışım hakaret gibi oldu o rüya.
gece çok sert fırtına vardı panjurları söküp götücek gibi deli deli esiyordu. hatta uyuyamamak için bahaneye bakan ben fırtınanın uğultusunu fırsat bildim uyuyamama süremi daha da uzattım.
sabah ağlayarak uyandım bir süre de yatakta ağladım. çok yaktı canımı kalleş rüya.
amaaaaa benim güzel memleketim öyle hoş teselli etti ki beni.
bomboş evde yine yalnız bir sabaha uyandığımı düşünerek göz yaşlarımın cm kareye düşen miktarını daha da artırmak suretiyle mutfağa doğru ilerliyordum ki dışarıdaki manzara donup kalmamı sağladı. suratıma hafif buruk da olsa kocaman bir gülümseme yayıldı. kar yağmış her yer bembeyaz olmuş, lapa lapa da dökülmeye devam ediyor. yerde 1 karış falan birikmişti uyandığımda şimdi çok daha fazla.
bu sabah mutlu oldum işte ben.

fotoğrafladım işte çok çok yağdığı zaman.
öyle yağdı...
bak şöyle işte, yukarıda...

20100207

yalan

2

yine yeni fark ettim;
en zor anında bile yalan söylemeyen ben, yalan söyler oldum. hem de bahanesi olmayan yalanlar, zor durumda kalmadığım halde söylediğim yalanlar ve hepsi tek bir kişiye söylenen yalanlar.
yine de mecbur hissediyorum kendimi. ona yalan söylemeye mecburmuşum gibi. belki canının benden daha fazla yanma ihtimalini severek, o ihtimali düşünerek sıralıyorum bir kaç cümle boyunca, süslediğim o güzel yalanlarımı.
aciz, ucuz yalanlar olmadıkları için seviyorum onları. gururumdan ileri geldikleri için seviyorum. o 'başkası'na söylerken kendimi de kandırabildiğim için daha çok seviyorum o yalanları.
söylediğim o bir avuç yalanı seviyorum.

kime ne olmuş da her şey böyle olmuş?

0

ben mesela...
ben niye böyle olmuşum?
ben hep 'ben'im derken bir anda içimde niye başka bir ben bulmuşum?

sırtım dik yolda yürüyemez, istediğim şekilde meramımı anlatıp, yazıp çizemez, istediğim kelimeleri bir türlü ard arda getiremez olmuşum.

niye sırtımda kocaman bir küfe, yüzümde ağır bir hüzünle oturur olmuşum insan içinde?
yalandan gülüp, canım yandığında ağlayamaz, insanları sorgulayamaz da olduğu gibi kabul eder olmuşum ben.

niye geceleri annemin koynunda dahi huzuru bulup uyuyamaz olmuşum? düştüğümde toparlanıp kalkamaz, kasvetli karanlıklarda bulup kendimi kurtaramaz olmuşum.

niye hep suçu kendimde arar olmuşum ben?
hep kendimi sorgular, kendimi cezalandırır olmuşum da sizin ayıplarınızı niye görmez olmuşum?

peki siz niye böyle olmuşsunuz insanlar? kim sürmüş yüzünüze bu çamuru, kim vermiş ellerinizdeki sayısız maskeleri, hayatımda oynayacağınız rolü, o kulak tıkadığım replikleri kim fısıldamış kulağınıza?

niye siz de uymuşsunuz ki onlara...

imkansızı istemek...

0

büyük hayaller kurmalı insan hep. en imkansızı istemeli hayattan. uçabildiği kadar uçmalı kendi hayal dünyasında. o dünyadan özgür olduğu bir dünya daha yok bu hayatta.
'hayallerinin büyüklüğü kadar büyüksün' demeyeceğim. o açıdan bakarsak orası da öyle gerçi ama kastetmeye çalıştığım bambaşka bir şey benim. imkansızı isteyen insan olabilmek...
imkansızı isteyenler hayata karşı bir isyan halindedir genelde evet. 'neden?, neden ben?' derler kendi içlerinde hep. varsın öyle olsunlar zaten. bir şeyler için çaba göstermedikçe tam anlamı ile insan sayılmazsın bence. bir fazlası olabilme şansına sahip olmalı herkes.

'yeni yılda tüm hayallerin gerçek olsun' var mı bundan daha fena bir temenni? hayalini kurduğun her şeye sahip olmak kadar kötüsü var mıdır ki hayatta? ne zaman insan o halinden daha acınası ve aciz olabilir ki. hiç bir emelin, hiç bir idealin kalmıyor hayata dair, çabalayacağın hiç bir şey yok. her istediğinin gerçekleştiği kocaman bir boşluktan ibaret oluyor dünya. bu sebeple ben cennete de gitmek istemiyorum zaten. olmasın benim her istediğim. hayalini kurabileceğim bir şeyler olsun muhakkak. diğer türlüsü hiç bana göre değil.

benim en büyük hayallerimden biri oldu. toparlayamıyorum şimdi kendimi. hep hayal olarak kalsaydı diyorum. o zaman çok daha tatlıydı. aaa hatta istanbul'da gelecekte kendimi görmek istediğim mesleği okumaktı bir diğeri de, o da oldu. ondan hiç şikayetçi değilim gerçi. çok da imkansız değildi ama o sadece büyük bir hayaldi.

neyse imkansızı istediğin hayallerin gerçek olmasın senin de okuyucu sadece büyük hayallerin gerçek olsun. o zaman çok mutlu olursun.

20100204

yeniden doğan adam

0


yarın o adamın doğum günü. evet, hayatıma dahil oldu olalı için için 7. yada 8. kutlayışım iken, hayatına dahil oldum olalı 2. kutlayışım olacak.
işte o adam o adam...
gözümü açtığımda gördüğüm adam, yalnızlığımda hep yanımda olan adam, acılarımda hep yanımda olacak adam. o adam işte...
36 yaş yolun ne berisi, ne gerisi adam. senin için değil.
belki bir gün çıkarım hayatından ya da sen çıkarsın hayatımdan ama sen yine de yaşa. ben bileyim adam.
şarkıların uzaklardan gelip kulağıma çalınsın yine, sen olmasan da yine seninle huzur bulurum ben adam.

güzel adam...
alim adam...
çok bilen, çok söyleyen adam...
adam işte...
çocuk adam...

mutlu yaşa en sevdiğim adam!

NOT: öpüyorum evet. o da beni öpüyor. her öpüştüğümüzde böyle ışık çıkıyor evet.

20100203

lanet!

0

memleketimdeyim, evimdeyim, hayatta en çok değer verdiğim iki insanın annemin ve babamın yanındayım. istanbulu sevdiğim gibi böylesine hasret kaldığımda burada olmayı da seviyorum. buradaki arkadaşlarımla dostlarımla vakit geçirmek de, eskiyi yad etmek de bambaşka...
kar da geldi peşimsıra. bu yıl bana karşı farkılı hissiyatları var sanırım ki ardımdan ayrılmıyor. olsun nasılsa ben de onu seviyorum.
kedimi almadılar uçağa kimliği olmadığından. tamamen benim hatam. daha 4 aylık olduğundan pire ilacı dışında başka bir tıbbi müdehaleye maruz kalmadı dolayısı ile de kimliği yok. ama benim hatam işte. o kadar yol götürdüm o soğukta, çok korktu. çok korktu. benimle gelmesine izin vermediler. ağladım ben de. ağlayamıyordum ya hani. meğer gerçekten değer verdiğim biri ile ilgili ciddi bir travma yaşarsam ağlayabiliyormuşum. bunu tecrübe ettim.
bıraktım güzel kızımı emanete iki gözüm iki çeşme, mervem sağolsun aradım geldi aldı. cici annesi nasılsa, gözüm arkada değil ama çok özlüyorum. şimdiden çok özlüyorum.
yolculuğum çok korkunçtu. kendimi ölüme hiç bu kadar yakın hissetmedim sanırım. uçak türbülanstan hiç çıkmadı sürekli bir sarsıntı, hava boşluğu. 45 dakika boyunca ne zaman düşücez diye bekledim. kitap okudum kendimi sakin tutmak için ama hiç bişey anlamadım okuduğumdan. zaten sırtımda uzun boylu genç bir adamın dizi ile beraber seyahat ettim.
böyle şey oluyor ya hava boşluğuna girince hop diye bir anda aşağıya düşüyor uçak öyle oluyor sürekli ve o düşme bitmiyor da. zaten uçağım yarım saat rötarlı kalktı, havada yaşanılan bu adrenalin dolu dakikalar sebebiyle geç de indi hava alanına 20dkk civarı.
annemcimlere kavuştum arabaya atladım eve dönüyoruz otobanda önümüzde bir kamyon var bir yandan da mervemle telefonda konuşuyorum 'güm!' diye tekeri patladı kamyonun biraz yalpaladı böyle kenara çekti sonra hemen.

üzerimde lanet var kanımca. öyle yorumluyorum artık!

bu arada türk havayollarının kargo bölümü çalışanları buradan size sesleniyorum; rahat bırakın artık bavullarımı. her seyahat sonunda orası burası kırık vaziyette bulmak istemiyorum onları. her geldiğimde yeni bavulla dönüyorum. ayıp oluyor!

20100131

gözlerimde kuruyan aşk

0



göz yaşlarım içimdeki acıya kavuşmak istercesine dökülürken kalbime doğru,
imrenirdim cesasaretlerine.
sıkı sıkıya hapsederdim avuçlarımın içine parmaklarımı,
göz yaşlarımın katili olmasınlar diye.
bilirdim zaten son bulacak ömürleri aşkları uğruna çıktıkları bu yolda,
belki yanaklarımda, belki boynumda.
o yüzden ısırırdım ya dudaklarımı her canım yandığında,
bir göz yaşını daha kurban vermeyeyim diye aşka.

şimdi ise gözlerim aşık olmuş gözyaşlarıma,
aşklarının peşinden sonsuzluğa sürüklenişlerine dayanamamışlar daha fazla.
her canım yandığında kenetleniyorlar yola düşmeye hazırlanan aşıklara,
yanaklarımda tükenerek ilerlemelerine izin vermiyorlar o tutkulu aşka.
sıksıkı sarılıyor göz kapaklarım o ilk damlalara,
yalnızca gözlerimi okşuyor o ilk damlalar da,
gözlerimde kayboluyorlar,
her canım yandığında.

20100130

0

çizmek istiyorum artık. çok oldu çizmeyeli...

Büyümüş bir kız çocuğu

0


bir gün sen de anlayacaksın
kalabalıklardan kaçıp
dizlerini karnına kadar çekip ağlayacaksın
işteo an özleyeceksin
eski sevgilini değil
pili bitmiş oyuncak ayını.
yanından ayırmadığın, yatarken sarıldığın saflığını
tel sarar kızıma tel sarar diyen babana benzemeyecek her erkeğin gözleri.
o küçük kız çocuğu değilsin artık
ama birgün sen de ağlayacaksın!
kenarları dantelli elbisesiyle
saçlarıı ördüğün oyuncak bebeğini
nereye koyduğunu htırlaman gerektiğini anlayacaksın!
tel sarar kızıma tel sarar diyen babana benzemeyecek her erkeğin gözleri.

Ceyhun Yılmaz

20100128

kopuk kopuk

3


bir hadise var. hadisenin içindeki her iki insan da ÇOK ACINASI HALde tam anlamı ile.

hadisenin esas kızı acınası haldedir çünkü kalbindeki kocaman yaralara, değer vermeyi hiç haketmeyen birini basarak acılarını dindirmeye çalışır. tanıyamaz, anlayamaz hangisi gerçek hangisi sahte. o seçemez insanları bir türlü.

her ne ne kadar kocaman olduğunu iddaa etse de bazen duygularının mantığı önüne ördüğü duvarı göremez. bu kandırmacada kendi dünyasını adımlarken gerçek duvarına çarpar. yara almaz sadece aldatmacanın kiri bulaşır eline yüzüne. gider temizlenir ve suçu kendine bulur. işte bu ÇOK ACINASI HALdir. bu kızımızı akıllanacağı tahmin edilmektedir.

hadisenin esas oğlanı ise 'öyle imiş'cilik oynar. ucuz yollarla belirlediği kurbanın duyguları olmadan oynayamaz bu oyunu. kimi zaman oyunun galibi o olur. kimi zaman oyun berabere biterken, kimi zaman da aleyhine biter. bu da diğerinden daha baskın olmak üzere ÇOK ACINASI HALdir. akıllanacağı tahmin edilmez.

bu hadise de öyle olması muhtemel bir sonuç vardır ki o da; esas oğlanın 'öyle imiş'cilik oyununa olan düşkünlüğü, ne olursa olsun duvarların en esaslısına toslamasına sebep olurken, esas kızın mutlu sona er yada geç ulaşacağı gerçeğidir.

bu yazıdan çıkaracağımız ders; 'aşk filmleri setlerde çekilir genç arkadaşım' gerçeğini bir an olsun aklımızdan çıkarmamamız gerektiğidir.

20100125

yaşlı konak

0


misafirler oldu kalbimde
hep kalacakmış hiç gitmeyecekmiş gibi davrandı her biri
tasını tarağını toplayıp geldiler, yerleştiler
bir sonun olduğunu bilemediler

hep o kapısı kapalı odayı merak ettiler
zorladılar, denediler giremediler bir türlü
bu sebeple tam bir ev sahibi gibi davranamadı hiç biri
gün geldi geldikleri gibi apar topar gittiler

sıcacık evimin büyüsüne kapılıp dönemek istedi bir çoğu
ama bilmiyorlardı ki onlar gittikten sonra
kapısı kapalı odayı ardına kadar açtığımı
almadım içeri bu sebeple, isteyip de giremediler

giderken her şeyi aldılar da bir aşklarını bıraktılar
işte buna anlam veremedim o zaman
ama anlıyorum artık aldıkları emaneti geri bıraktılar
onlara ait olmayan aşkların iadesi idi bende kalanlar

bir süre önce açtım o odanın kapısını, bomboştu
yüreğimi dolduran o eski deniz kokulu aşk artık yoktu
tüm beklemiş aşkların tozunu alıp, havalandırdım kalbimi
umut kokan kalbimle bir süre bekledim sahibi
ama beklenen ev sahibi evin yolunu unuttu

NOT: bu fotoğraf öyle ısıttı içimi, öyle farklı duygular hissettirdi ki bana... yazıyla pek ilintili olmasa da paylaşma gereği duydum sizlerle.

gecenin bir vakti sokağın ortasında, yerler ıslakken, çömelip öpüşmeleri her iki taraftan da şiddetle 'yalnızca sen varsın' mesajı almama sebep oldu. çocuğun öperken kızın yüzünü avuçlarının arasına alması ne denli büyük sevdiğini kanıtlar gibi olmuş. o yoğunluğu soluyup kalbime bile çektim.
işte bana böyle hissettirdi bu fotoğraf sizi bilemem dostlar...
1


dün gece epey geç yatmama rağmen, hatta bu sabah yatmış olmama rağmen sabah 8de kalkıp okula gittim finalim var diye. ama ne oldu? tıklım tıkış havasız o sınıfta tüm güzel sanatlar 1. sınıf öğrencileri bunun yanısıra sinema tv ve konservatuar öğrencileri ile birlikte saatlerce hocayı bekledik. gelmedi evet. çok kızdım. eve de dönemedim çünkü öğleden sonra genel sanat tarihi sınavım vardı. o da bana girmeye pek hevesli görünüyordu zaten, emeline ulaştı nitekim.

o kışta kıyamette, deli gibi yağan karın altında finalin ertelenmesini fırsat bilip bir sürü tanımadığım insanın da dahil olduğu bir kar savaşının içine daldım. çok da eğlendim. 3 kere falan yere yatırılmak sureti ile suratımdaki her bir uzva avuçla kar dolduruldu. (tabi bu kısım o kadar de eğlenceli değildi)ama her seferinde de intikamım acı oldu ne he he!

karın yağma hadisesini hep çok sevdim. kar topu oynamayı da...
içimdeki romantizmi çatır çatır dışarıya vurmamı sağladı hep doğanın o muhteşem güzelliği.
bu yıl pek sevemedim ama her şeye rağmen. çok yanlız hissettim kendimi. bu yıl romantizmimi vuracak duvar aradım işte. kötü hissettirdi kendimi. çok kötü.

o değil de bu yumuşacık cildimi lime lime eden, utanmadan yanaklarımı ve burnumu ısıran soğuklarda bari sevgililer sevgilisi olmayanlara acısın da öyle sarmaş dolaş, dip dibe, el ele, kol kola gezmesin yahu. bir düşünün halimizi be, bre vicdansızlar! sen sevgilinin sıcacık acuçlarında aşkla ısıtırken ellerini benim parmaklarım düşüyor soğuktan!

ayıp!

20100123

la vie en rose

9



bakışlarımı düşüren gözler
dudaklarında kaybolan o gülüş
işte su katılmamış portresi
ait olduğum adamın.
kollarına aldığında beni
sessizce birşeyler fısıldadığında
ah ne denli pembe görüyorum hayatı.
aşk sözcükleri söylüyor bana
her zamankinden
ve birşeyler oluyor bana.
giriverdi işte kalbime
mutluluğumun ortağı
sebebini bildiğim.
benimsin sen dedi
bense onun
yaşam boyu
söyledi bunu bana, hatta yeminler etti hayatı üstüne.
ve onu gördüğüm ilk andan bu yana
hissediyorum
deli gibi çarpan bu yüreği
hiç bitmeyen aşk gecelerini
yerini bulan yüce bir mutluluk
sorunlar, yaslar, evreler.
mutlu yine de, ölümüne mutlu.
kollarına aldığında beni,
sessizce bir şeyler fısıldadığında,
ah ne denli pembe görüyorum hayatı.
aşk sözcükleri söylüyor bana,
her zamankinden,
ve bir şeyler oluyor sonra bana.
giriverdi işte kalbime
mutluluğumun ortağı
sebebini bildiğim.
benimsin sen dedi.
bense onun,
yaşam boyu,
söyledi bunu bana,
hayatı üstüne yeminler etti.
ve onu gördüğüm ilk andan bu yana
hissediyorum
deli gibi çarpan bu yüreği.

bir aşk bu kadar kusursuz dökülebilir melodilere...
yıllardır çok sevdiğim bir şarkıdır.

annemle babamın evlilik yıldönümü bugün. bu şarkı çıktığında hep dans ederlerdi biraz da o sebeple bu günü seçtim bu paylaşımda bulunmak için.

şayet evlenirsem ilk dans şarkımız bu olsun istiyorum.

çok şahane...

ifade edemiyorum...

buradan dinleyebilirsiniz;
http://www.youtube.com/watch?v=8IJzYAda1wA

20100122

belki

1

iyice denizin aile içine girdim ben. ne oluyor nan!

annesi ve halası ile konuşmuştum konser çıkışı. kız kardeşlerini zaten tanıyorum, şimdi de kız kardeşinin sevgilisi eklemiş feysten çocuk burnumu beyendi.

hayırdır inşallah.

o değil de mehmet turgut fotoğrafımı çeksin çok istiyorum.
çok başarılı, tarzını çok beyeniyorum çok takdir ediyorum.
15 yıl falan suratımda kocaman bir tebessümle gezerim sanırım öyle bir hadise gerçekleşirse.
belki, belki, belki bir gün ünlü bir endüstri ürünleri tasarımcısı olurum tanışma fırsatı yakalarım onunla belki, belki, belki çekmek ister fotoğrafımı...

çocuklarım turuncu saçlı olsun. onu da istiyorum. belki, belki, belki o da olur.
ama turuncu bir baba bulmadan... turuncu olmasın babaları.
başarabilir miyim acaba?

belki, belki, belki...
niye olmasın?
olsun!