20100113

bitti (mi?)


artık her şeyin sonuna geldiğini düşünürsün ya bir an. bitti dersin 'bitti'...

upuzun bir yolun sonuna gelirsin bitti dersin, gideceğim yol bitti...

saatin alarmı çalar gece bitti dersin, uyku bitti...

bir koza parçalanır görürsün 'işte bitti' dersin, bitti...

işte öyle bitti derken o upuzun yolun sonunda denizi görmek, gözlerini açtığında sabahın ilk ışıklarını teninde hissetmek, parçalanan o kozadan tüm ihtişamıyla çıkan kelebeği seyretmek gibi işte. bitti derken aslında bitenden çok daha güzel bir hayata başladığını görmek...

hayat bazen güzelliğinle utandırıyorsun beni.

12 fikir fıtlatımında bulunulmuş:

aa | 13 Ocak 2010 10:17

kelebek kozaydı, tırtıl oldu. gün, geceden sabaha evrildi. ve sen yürümeyi bırakıp, yüzerek devam etmek zorundasın artık. (bazı değişiklikler var yani. 'açılımını' da yaparsam eğer :)

büyüyorsun. önün(üz) daha aydınlık. ama daha yavaş ilerleyeceksiniz sanki.

bu durumda bence de bitmez :)

ben | 13 Ocak 2010 19:24

aa- büyümek kötüdür. 'büyüdüm büyüyeceğim kadar'cılardanım. :)

daha yavaş ilerlemek?
işin o tarafını anlayamadım. yüzmem gerektiği için mi daha yavaş ilerleyeceğimi düşündün acaba?

yüzmeyi çok severim ki hem ben. :)

ben | 13 Ocak 2010 19:37

mümkün olduğunca uzun ve güzel yaşamak istiyorum bu hayatı ama beni ölüm kadar heyecanlandıran da başka bir şey yok sanırım.
o kavuşma kadar beklediğim başka bir kavuşma yok...

evet yaşanılan o sonlar olmadan daha güzeline açılmıyor kapılar. o yüzden bu kadar umutluyum şimdi. :)

aa | 13 Ocak 2010 20:43
Bu yorum yazar tarafından silindi.
aa | 13 Ocak 2010 20:45

cümlelerin birbiri içine girmesi nedeniyle tekrar:

senin metaforların üzerinden gittim, yürüdüğün hızda yüzebiliyorsan sorun yok.

hayatın 'son' diye nitelenebilecek anlarından sonraki yeni başlangıçlarda farklılaşan şeyler olur, meâlinde bir yorumdu yalnızca.

alegorik anlamda, büyümeyi geçmişten dersler çıkarmak; yavaş ilerlemyi ise sağlam adımlarla gitmek şeklinde okumanı yeğlerim :)

gezgin bezgin | 13 Ocak 2010 22:07

Bir teknemiz var her birimizin. Önceki limandan ayrılırken, aklımızda en yakın anıların yankısı, sonraki limana yaklaştıkça yerini yeni hazinelere bırakır. Önemli olan teknenin içinin, ruhumuzun, su alıp batmasını önlemek, değilse ne bir rota sahibi oluruz, ne de bu denizden sağ salim çıkabiliriz.

ben | 13 Ocak 2010 22:16

aa-heyecanı bol bir insanım bir de her duyguyu uç noktada yaşayınca bir parça aceleci oluyorsun ister istemez. hele bir de özlemle beklediğin bir şey ise ulaşmak istediğin...

her tecrübeden, o tecrübeyle alakası olmayan dersler çıkarıyorum zaten :)

ben | 13 Ocak 2010 22:33

eğer yanaştığın limanı bilmezsen teknen zarar görür batarsın, ya da o limana öylesine temkinli yaklaşmayı bilmezsen.

sakarlığıma gelip tekneme döktüğüm bir kaç bardak su o limandan ayrılıp güneşi güverteme almamla kurudu halihazırda.

ulaşmak istediği limanı görünceye kadar başka limanlarda mola verme taraftarı olmayan son derece usta bir kaptanım sanırım. :)

gezgin bezgin | 14 Ocak 2010 12:24

Rotaya rağmen, bir geminin gideceği yer birçok şeye bağlı. Rüzgâr ın esişi, dalgalı bir deniz, veya fırtınalı bir hava. Bizim gitmek istediğimiz yere kimi zaman kolaylıkla ulaşacak gibi, kimi zaman da ulaşamayacak olduğumuzu hissettiren de bunlar. Ve gece denizin ortasında uyurken, sabah bir bakmışız gemimiz yerle bir olmuş. olay tersine dönüp, gitmek istediğimiz yer için, en ufak bir yelken açma gerekmeden ulaştığımız da olur. Veya o azgın dalgaların tüm mücadelemize rağmen bizi hesapta olmayan bir yere attığı da olur. Tüm bu şartları düşünerek gideceğimiz yeri belirlersek, en az hayal kırıklığı, ve en az tereddüt, endişe bizimle olacaktır.

ben | 14 Ocak 2010 18:31

evet öyle sulardayım ki deniz kendimi bildim bileli dalgalı. fırtına çıkıyor bazen 'batacağım' diyorum korkuyorum ama hiç bir fırtınanın beni batırmaya yetmeyeceğini biliyorum.
haklısın kimi zaman rotam da şaşıyor. mümkün olduğunca az uyumaya çalışırken bazen dayanamayıp kapatıyorum gözlerimi ve sanki uyumamı fırsat bilen deniz alıp götürüyor beni.
olsun...
önemli olan yolunu bilmek. geç de olsa o limana ulaşacağımı biliyorum. umarım ulaştığımda onu orada bulabilirim :)

gezgin bezgin | 14 Ocak 2010 19:36

"Önemli olan yolunu bilmek", evet, mutlaka. Eğer o bilinmezse, hayatın önümüze koyduklarıyla yetinmekten başka bir çare kalmaz, ve amaçsızlık yaşamımızın anlamını yavaş yavaş silmeye devam eder, her gün ilacı verilen yatalak bir hasta gibi ölümü beklemekten başka bir işimiz olmaz.

Doğruyu arayış ise, ona kavuşmaktan çok, onu bulmak için ne kadar uzun süre doğru kaldığınla daha değerli olur. Hakedilen şey onu haketmek için ne yapıldığına bağlıdır çünkü.

ben | 15 Ocak 2010 19:01

doğru olmak...
fazla doğru olmaya başladım sanırım.
o kadar doğruyum ki karşımdakini korkutuyor artık bu. psikolojik rahatsızlık boyutunu aldığının farkındayım :)